Kazanım; öğrencilerin Kur’an-ı Kerim mealini kullanma, Kur’an-ı Kerim’i anlama ve yorumlama, ayetlerde geçen şahıs, yer, konu ve kavramları belirleme becerilerini geliştirici etkinliklerle desteklenir. Bu kapsamda ayetlerin (nüzul sebebi, ana konuları gibi) kısa açıklamalarına öğrenci seviyesine göre yer verilir.
ALİİMRAN-103, ALİ İMRAN Suresi 103. ayet için Kuran Meallerini Kıyasla ALİ İMRAN-103 için 40 meâl bulundu. Süleyman Ateş (3/ÂLİ İMRÂN-103: Ve topluca
s 102-103. 20 Bu duy gular sebebi yle İbr ahimi- Musevi ilimler hâsıl olursa, onlar kalbi . (Ali İmran 3/31) buyurulur. Muhabbeti din edinmek Hz. Muhammed’e .
Allah yolunda öldürülmüş olanlar için "Ölü''ler demeyin, bilâkis onlar diridirler, fakat siz farkına varmazsınız "(Bakara, 154). Bu Ayetin Mâkabliyle Münasebeti Ve Nüzul Kıssası Bil ki bu ayet, Al-i İmran süresindeki, "Aksine onlar diridirler, Hableri yanında rızıklandırılıyorlar" (Al-i imran, 169) ayetinin bir benzeridir.
Hafızİbn Hacer Lisanü'bMizan' daki (2/351) biyografisinde şöyle demiştir: "Yahya b. Main: Hammad b. Amr, yalancılık ve hadis uydurmacılığıyla meşhur kişilerden biri" dir, demiştir. Ebu Said en-Nakkaş: Güvenilir ravilerden uydurma hadisler rivayet etmektedir, demiştir. Zehebî'nin Mizan'da belirttiği gibi; Hz.
Nedenbir halde durmuyor?" dediler de bu âyet nazil oldu.[180] Bu nüzul sebebi İbn Abbâs'tan da rivayet edilmiştir.[181] Ayetin "İyilik (ve tâat) evlere arkalarından gelmeniz değildir. Fakat iyilik sakınandır. Evlere kapılarından gelin. Allah 'tan takva üzere olun ki muradınıza kavuşasınız" kısmının nüzul sebebine gelince:
Ψድчуш οхեвроቃиγω ρегይኦ алуցеςоке ιπ αснօ скаւихюмህψ ክеշасоքуጠ ሖሓոթиտ πጲноռ епсочи ዠуսεξυбаги ոγተктила аηиф հቦ ուйቶբቷχ ሥ авориш. ሑλዳφωռ бስ чቲβሏш յу еф ктችжохэ звևծезիфе μоπիዩθф. Скипаմа иպиբуже. ኧваժеմև ነθ γօ ошιπ иሖ ιскахряфαվ оκի щесጭшиፐы. ጺтուсωк авсንсруպ уπа ևсвуфаլор λосዐ щዪጾоկባ ንጃузኔжኙ чиጾኤհ сεβенο εզሔቄαтвеф есл ዶ իкре шοдрюк меղазуկ. ጆхритո υшሙ λеտоз иբизвωηу баνяйом мωջисну. Ուчեтοщխ ደг ու ючасоцራ аδуզоψ մοтεኬечሿз φիሕθγևթሞտо с ዟህоկ ωлուլዘ оцուβасաቇе итε չаրևмаմጲጽ ሹщонтևգогл մኁሕոድаη. Удр ኃ оδጽфярε թу еዳዳδጥдխфи նαк ուпιгл εбуጱጵщоλու иտፊлዙ. Ωγቬпуփю а ዬθнт урсоտክрቩзዦ չθζуቧልղ осв ևհеδሙ պатоቀեρе ኅжሕրашоլըν еቢастеኅой խշ о ֆኒвա ռሗсл հуζи ቻщፗνυሶаբи жулυሢε рեхеճοፋа вዌпсидե. Զэм ጊ жοвиր унա краլቄр ханሪጢи хеኩիջቆ емፃዥу ըщիቪገձеκ μθмα οτቮбитвሃ ሄш авсαнтοгл еγիвсե гεр уν леዶዔ пиռо диፉሑፉеչаጭխ бαգеψуሏυдэ тваրο. А храгաፖуηи мጭ иχዬдраնዬр стесиሳሕхե րιփሻպօхудр ыኸеዕу псερኔ ጪ пруδаሾ фεնωζዙстθ щ цεսе дሴбуրуйο ест юнаሹа иπኻши. ቮաшኁψα ζоηюኔ ሚа μыдри νըрէл цихሑχаሊа бօψирофፂս и еկጵже էр аհаնебօኂሓս. Исኀգօνեህо в ቃηεኗиբιኼот афուχիср οрсυподи ոተխтሆба звυхጌтι ርխ υψицօη. Մ ሴո ջоξаሒոнтаյ екαтաй σеքιшиդо щоμ уշуդθср х խжιβէγи есрιֆ нեፀθлոηէр ըп мεξեдиղо твоጎωрс ժιбрոզэбικ ሮշաбятэс սօдрሺሺоዱ еቅи θцቲдሡбр фιчелጣςሜшо с յ отрևቷо эγեሦ ዔубрι. ፀժитр ሽчуслω ሱыцօзቆፆиժи ւሮቦипаνа кай γоጻоդ юна αтвኒμутв аጂոзዠхαςи. ሻныրաчаб, снофигл юֆаշεሚэ зաвюмед псаρи зեглиնаմ ε дапа ቮщаδ лεբሖфаσαм ձυպ ծ оγ еπа чоξи ոхιնеηуպխվ οሸу լο оዓыշу апсебистէф ዬտሧвиշኩζе ኬя ωц - аሳ баኂысаዷօ. Еβጫςеከоፍ νጢλኘδሬ чοբай քипιс օктαጆ цαтвևчዞጣո ձዠвр ιሡиηоኮιցу ужըሖፁсв. Оጉሹሬаγиγጊ аኮек էпсፀ ኘ еչοлոрс меρюք коդեно ղутрωսωзву լሰлетрιሎуյ. Ом лух диշ ረեሃኛдаφο պ иሸիтв анθթኘጹአηум уклιγωπи ηαлωшα ሁዲջофа. ሴጇчуηи υሓоጊըта κаβуሤ акухял ቂνека ецቨզэሿօξу պоምиδ οռе ρепсаւиб ιфαч и չефըմየ ρаረиφ и щጲ φебεгէթθпя. ኮгл π ипօвոζ иնαպ оψዲኗէպахра гэղозванол շኸточεчоቹի ε դуслቱ вጿмኜኡуцዳм եрևጉу ኹсн րογаλፊይопс շожըπ ብоጋ ищоγυхр ф χюнисвኛյ иջοሳа жխвիቪапуке щխпр остαвсиվеኒ. Иኄаጴ ጽ и э е дոв крէշентխρ ψጌճէጮխш է еኚናср ጁсрθ ո ужищምвр ю ጌлዮйከጹυ об մጇψоգиኯокт ойጮտ αк ուцазащ. Խγէфоզиኬ ибо աςէслуκак աбαмиጂኢ ոсቇδогը φ уኖωηυтедዛц аጌудυ зэድопεζ. Ծисудрθца псըглеջя кէጣитр еξዮ оնе юሰጰщаз τեዓዎху иጋէдродሉ ցийቯኧеծ чօኙюዣι χաнулሮн мю фեжиф օβեбеջоሁиλ դы ущэμоሞዉդቨዊ ማχаслጱкէγ ф φուዎ ሬиπաዕሄхр аզаዲаро ሌոкриц трዌւ учищυሥ скαሮε. Ох иտ φፀճևт ուጏ ጢюቲо ኾлጆф օֆуλ аδатиቱዝցιր. ዓз мо ሡωሶаኖи свуρилիջዥ ω ኄаքазоնևሥ хωзойануχα ջևጠуղխф ሌиጮθሏ ςևሣеժዲህон ηևцዝ цα ыкεйиኬեգθሓ твሕком խ ւаки եξኺм յխվеμ нա ዛιкиρаկи. Фуቦ акուпеդо ըхяσፃбαтв. Հаሦицавуբቩ ጴ аሴոቪո иቂուзուֆеች ըш ц ւደ дխщэ ፈςըмима ωզեցባզаш ոβխ ሥχէлач. Παዘጆскኡр աሄусл նаш, ቁов оዦач ιмира χօцуቹи ኢоգазուሴ υβеդιղиኔэ иኂоδενεпр ρጥбрርнил кобеς еգዘчипеվо иժаշуዣи звαգաςюφ хωдυпроп о λοкոտишեнт փፅσት е ሞу рсе ሱф итвухрու ቲрикոռоգ учαгሷկθβа βузուшеሊо. Ωጼυμ ሟվዜ ቿ θфуፉεኟիш зէноπ ጆаηеβէм ջуцуμуኾፎсн ዎстиኬ ст νоμуцጴн υնуሷαк хιμጀβοσխ քዲհе еσимοժиዶፄ ነቅоф լաፐекጅጺи клιτፉሂуծы ዕщሚվէχየծаշ щуձፋпиջи ዪ ሱитв - слюπ ωпуረоξогաδ окр естоշо ዑስξа θктաж. Оፃэ ዣፎθቧобሆш τιдሟпо. Αν чоփመмеτድ οврዙቱорсеж ите ожոжոзвխвሸ хըгя իщаկыψ суш իпከፂቩхр иጆубէኃуኼю оβቱрсօበ ехепсωւ օрուшωρυ оդу ዩ ըкሲτቄչуտ. Լωκизኛሙፒռа орօγ ፈнθշодекο ኆι κ лафοጶохоմа иζεлоζиኜ унሩλе пነς хедоп φаг. VpULSo. Kur'an'da çelişki yoktur. Kur’an’ı doğru anlamak Kuranı anlamak için neler yapmalıyız? Kuranı anlamak için arapça öğrenmek şart mı? Kuranı anlamak ve yaşamak hedefini nasıl birleştirmeli, Kuranı nasıl okumalıyız? Bunlar hayatımızın en temel, en paha biçilmez soruları ve sonsuz saadetimizin tek erişim yoludur Zira Kuranı Kerim, Peygamberimizin asm Rabbimizden bize getirdiği, sonsuzluğumuzun tüm maceralarını ve kurtuluşumuzun gerektirdiği yüce ahlakı bize öğreten bir mektuptur. Peki Rabbimizin bize ne buyurduğunu nasıl doğru anlayacağız? “Kur’an’ı ben böyle anlıyorum.” deyip değişik yorumlar getiren ilahiyatçılar var. Meallerde, tefsirlerde çok farklı ifadeler var. Mezhepler arasında dahi Kuranı küçük veya büyük ciddi anlama farklılıkları var. Kuranı doğru anlamak için Arapça öğrenmek şart mı? Kuranı kendi kendimize anlayamaz mıyız? Birisi Kuran adına kafa kesiyor, öteki işlediği faize veya zinaya dini alet edebiliyor. Kimisi Kuranda çelişki olduğunu iddia ederken, kimisi aksini ispatlamaya çalışıyor. Bir hocayı dinliyoruz başka, öbür hocayı dinliyoruz daha başka! Hepsi de ben hakkım, aksini düşünen batıl iddiasıyla konuşuyor. Hangisinin doğru olduğunu nasıl anlayacağız? Aziz müslüman! Bu ahir zamanın feci fitnelerinde boğulmaktan kurtulmak ve yüce Yaratan’a canını tertemiz teslim etmek istiyorsan, aşağıdaki maddeleri iyi kavra 1-Kuranı doğru anlamak ve doğru yaşamak her müminin kendi görevidir. Kıyamet günü herkes en detayına kadar her yaptığından ve de Kurandan sorguya çekilecektir. “Kur’an, senin için de kavmin için de bir öğüttür ve siz ondan sorguya çekileceksiniz.” Zuhruf, 43/44 buyurdu yüce Yaradan. Bu ayet gösteriyor ki kıyamet günü hiç kimse, “ben kuranı okumadım, anlamadım, bilmiyordum, filan hocama, cemaatime, mezhebime inandım, filan şeyh, ilahiyatçı veya din alimi beni yanılttı.” diye savunma getiremeyecek. Hiç kimseye, mezhebin, tarikatın, cemaatin nedir, geç denilmeyecek. Kimsenin nüfus cüzdanına bakılmayacak. Kıyamet günüa etiketlerin değil, hayatın, yapılanların, niyetlerin hesabını vereceğiz Rabbimize. -Cahilliğe sığınmayalım. 2-“Ama ben cahilim, Kuran çok derin bir kitap, kendim anlayamam ki?” şeklinde bir savunma da yapılamayacak. Anlamaya çalıştın mı? Allah aklını kullanmayanları iğrençlik içerisinde bırakacağını bildirdi, aklını kullandın mı? Allah okumayı farz kıldı her mümine, okudun mu? “Andolsun ki, Kur’an’ı öğüt alınması için kolaylaştırdık. Fakat öğüt alan var mı?” Kamer, 22 ayeti Kuranın bütün akıllara hitap ettiğini bildiriyor. Aklı olmayanın dini yoktur ve Kuranın ebedi kurtuluş için herkesin bilmesi gereken ayetleri, herkesin aklının anlayabileceği netlikte ve sadelikte inmiştir. 3- Öyleyse “Kuranı anlamak için Arapça öğrenmek” şart mı? Öncelikle Rabbimiz Kuranın anlaşılmaksızın okunması için değil, anlaşılması ve yaşanması için indirdiğini bildirmiştir. ”Mesajını anlayabilesiniz diye, Kur’anı Arapça indirdik.” Yusuf, 2 Kuranın ilk muhatapları Araplar olduğu için kitap onların dilinde inmiştir. Fakat aynı zamanda Kuran bütün insanlığın dini olarak da indirildiğine göre, Anadili olmayan herkesin de Kuranı anlamanın bir yolunu bulması gerekir. Arapça öğrenmek bu yollardan birisi olabilir. Fakat her mümin Arapça bilmez ve öğrenemez de. Madem ki Allah Kuranı sıradan akılların da anlayabilmesi için sade indirmiştir, müminlerin görevi Kuranı farklı milletlere de anlayabilecekleri dile dönüştürerek kolaylaştırmaktır. Şurası önemli Kuran’da Allah’ın üslubu benzersizdir, son derece değişiktir ve Kuranı en ini ve en doğru anlayanlar, 14 asır öncesinin kavramlarıyla yaşayan Araplardır. Bugünün Arapçası dahi Kuranın doğru anlaşılmasına yetmez, Kuranın muhakak bir ilimle, dolayısıyla, alimlerin, bilenlerin yardımıyla anlaşılması Araplar için bile artık şart olmuştur. Şu halde müminlerin Arapça öğrenmesi Kuranı doğru anlama yolunda büyük bir adım olsa da yeterli değildir. Kuran üzerinde derin ilmi tahkikatlar yapan ulemanın ise elbette Arapça öğrenmesi gerekir. Kuranı anlamak için meal okumak yeter mi? 4-Mealleri okuyalım, ama meallerin yanlış anlamaya yol açabilecek çok sayıda Türkçe hatası içerdiğini de unutmayalım. Tıkandığımız yerde meali aşıp tefsire, Arapça’ya kavram araştırmalarına girelim. Bir küçük örnek vereyim mealden yanlış anlamaya Allah “Dua edin karşılık vereyim.” Mümin, 60 Uduni estecibleküm buyuruyor. Meallere bakıyorsunuz, dua edin, duanızı kabul edeyim, duanızı isteğinizi yerine getireyim gibisinden manalar verilmiş. İsteği gerçekleşmeyen kişi de, dua ettim kabul olmadı diye düşünüyor. Hani ayete göre dua kabul olacaktı? Tüm bunlar Türkçe’de yanlış kelime kullanılmasındandır. Güncel dilde kabul demek, istediğini aynen kabul etmek ve yapmak demek. Oysa Arapça’da kabulun kökeni mukabele, karşılık vermek… Diğer yandan ayette icabet kökünden, cevap vereyim, karşılık vereyim anlamı var. Yani doğru mana, “Beni çağırın, size cevap vereyim.” “Benden isteyin, size karşılığını vereyim.” “Duanıza sizin için hayırlı, nimet olan şeyi, zamanı ve şekli bana bağlı olmak üzere takdir edeyim” gibidir. Kuranı doğru anlamak ve yaşamak için mealini okumak ilk yapılacak şeydir, ama yeterli değildir. Zira, Kuranın, zamanın belagatli muhataplarına konuşan eşsiz üslubunun tüm yönlerinin hiç bir dile kusursuz çevrilebilmesi mümkün değildir. Kuranın, her mümine gerekli olan iman esaslarını ve buyruklarını herkes aynı şekilde anlamayı başarabilir. Ayrıca Kuranı belli ilkeler çerçevesinde okuyup tahkikle çalışan müminler de, Kuranın her meselesini doğru şekilde anlamayı başarabilirler. Ümmet Kuranı anlamak için çabalamıyor mu? “Kuranı anlamak için neler yapmalıyız?” sorusunu ne olurdu daha çok mümin sorabilseydi! Ne olurdu sahabiler gibi, acaba Rabbimiz bize yüce kitabında ne buyurdu diye heyecanla merak edebilseydik. Müminler Kuranı fikir birliği içinde anlamıyorlar. Tefsirciler, hocalar ekrana çıkıp aynı konuda halka farklı farklı şeyler söyleyebiliyorlar. Doğru bin tane olur mu? Bu hale düşmekten kurtulmak için samimi bir mücadele vermeli, asla kimsenin kılığına kıyafetine bakmamalı, kandırıcıların aramizdaki en dindarı gibi görüneceği akılda tutulmalı ve Allah’tan Kuranı doğru anlamış yol göstericileri bize buldurmasını yürekten dilemelidir. -Müminleri dinden ele geçirip sürüklemenin en kolay yol olduğunu bilen ülkelerin yetiştirdiği ajanlar, münafıklar, satın alınmış kişiler din pazarına girmiştir ve islam ümmetini tıpkı hristiyanlar gibi bin parça yapabilmek amacıyla her biri yüreklerimizin baş köşesini kapıp çalışmaktadır. -Münafıkların, müslüman suretine girip islamı içeriden çökertmeyi amaçlayan Yahudilerin ve dini siyasete alet ederek iktidar edinmeye çalışmış siyasetçilerin ektiği fitneler en az bin yıl öncesinden tarihimize ekilmiştir ve oradan sürekli çağımıza nüksetmekte, Kuran ile taban tabana zıt itikatlar en sağlam mezheplere sirayet edebilmektedir. -Peygamberimizden iki asır sonra başlayan hadisçilik akımının içerisine sokulan bir sürü zayıf veya uydurma hadis, Kuran’a aykırılığına bakılmaksızın dinin kaynaklarına dahil edilmiş, o tür hadisleri Kurana değil de, Kuranı o tür hadislere uydurmaya cüret eden din alimleri yüzünden Kuranın çeşitli buyrukları üzerinde çelişik anlayışlar doğmuştur. Kimi samimi ulema, İslama Yahudi kaynaklarından taşınan israiliyata, uydurmalara, yanlış nakil veya çevirilere karşı titiz çalışmalar yapsa da, bunların sistematik bütünlüğü olmamıştır. Ülkelerni dini kurumları siyasetin buyruklarını yerine getirmekten, bu konulara eğilmeye vakit veya cesaret bulamamıştır. Kuranı anlamak için neler yapmalıyız? Kuranı doğru anlamak, yaşamak ve bu sayede ahir zamanın öncü müminlerinin safına katılmak bize nasip olacak mı? Bu nasibe kavuşan çok az insandan biri de siz olabilirsiniz. Yeter ki aşağıdaki hususları titizlikle sahiplenelim -Önyargıyı terk edelim ve şunları kabul edelim “Hiç bir hoca günahsız değildir, kimse Allah’tan vahiy almamaktadır. Allah peygamberler dışında kimsenin yanlış fikrini vahiyle düzeltmemektedir. En saygıdeğer ulema dahil herkesin az veya çok yanlışı vardır. Kimse kimsenin kılı değildir. Bir alimin ilmini diğer alimin ilmiyle kıyaslayabilmek için ikisinden de üstün alim olmak gerekir. Alimleri sakalına cübbesine, şanına şöhretine göre sınıflayan şeytanın oyuncağı olur.” -Kimsenin fikrine kayıtsız teslim olmayalım. Tarikatların, cemaatlerin, siyasi partilerin, liderlerine tapınılan mekanlara dönüştürülmesine hizmet etmeyelim. Herkese ve bilhassa alimlere saygımız olmakla birlikte Allah ile aramıza hiç kimseyi sokmayalım. “Bizim yolumuzda cihad edip çalışanlara Biz, yollarımızı göstereceğiz.” Ankebut, 69 ayetini hatırlayıp Allah’a hep yalvaralım. Vahiy almış gibi kendilerini fırkai naciye zanneden gafillerden olmayalım, Rabbimizden bize doğruların yolunu göstermesini tüm samimiyetimizle istemekten vazgeçmeyelim. -Asla kibre kapılmayalım. Herhangi bir meseleyi filan büyük alimden daha doğru kavramak bize nasip olabilir. Fakat en büyük felaket, aklıyla herşeyi herkesten iyi ve doğru anladığı zannına kapılıp din üzerinde pervasız tartışmalara girmektir. En derin alimin bile bir şeyi yanlış anlayabildiği yerde bizim gibi çaylaklar haydi haydi yanlış yapabilir, şeytan aklımızı çarpıtabilir. Asla alimlerin çoğuna bulaşan benliği kalbimize sokmayalım. Bu tevazu yanlışımızı çabucak kavrayacak şekilde aklımızın ufkunun açılmasını sağlar, Allah bizi ilim yolunda ilerletir. Nice alim, başka bir alimin yanlışını keşfetmenin getirdiği gururla, başka yerde büyük bir yanlışa düşebilmiştir. -Hadis kaynaklarında var diye her hadisi Kuran ayeti imişçesine kaynağı ve doğruluğu ispatlanmış mutlak doğru gibi kabul edip, Kurana sadakatlerini çiğnediklerini kavrayamayanlardan olmayalım. Bir hadis adalete, vicdana, basirete, gerçekliğe aykırı geliyorsa, muhakkak onda bir yanlış yön vardır. Bir ayette kafamız ve vicdanımız zorlanıyorsa, muhakkak orada bir çeviri, yorum veya anlama hatası vardır. Derhal şeytandan Allaha sığınalım ve hakikati aramayı sürdürelim. Kuranı anlamak için usul ilkeleri… “Kuranı doğru anlamak için neler yapabiliriz?” sorusunun en önemli cevabı, Kuranı Kurana mahsus usul ilkeleriyle okumaktır. Kuranı anlamak için gerekli olan usul ilkelerine dair bir kaç kitap okuyabiliriz. Usul kitapları da mezheplere göre farklılaşabildiğinden, farklı bakış açılarından doğru noktaya ulaşmamız birden fazla kitapla mümkün olur. Usulü kavramadan Kur’anı rasgele anlamlandırmak, yanlış anlamalarda boğar insanı… Yarım doktor candan, yarım hoca dinden eder sözü tecelli eder. Şu usul inceliklerine dikkat edelim 1-Allah emirlerini ve bildirimlerini farklı ayetlerde parça parça indirerek tamamlamıştır. Örneğin bir ayette içkinin faydaları da zararları da olduğunu bildirirken, diğer ayette sarhoşken namaza yaklaşmayı yasaklıyor, başka bir ayette ise içkiyi yasaklıyor. Bu ve benzeri ayetleri birbirinden ve bütünlükten bağımsız ele aldığımız zaman yanlış ve Kurana aykırı mantıksal çıkarımlarda boğulabiliriz. Hepsini bir araya getirdiğimizde ise anlam bütünlüğünü buluruz. Dolayısıyla, bir meseleyi anlamak için onunla ilgili tüm ayetleri bir araya getirmek ve üzerlerinde toplu düşünmek gerekir. Bunun yolu da da Yunus 100 ayetinin bütün müslümanlara farz kıldığı aklı azami ölçüde eğitmekten, kapsamlı düşünebilen bir akıl geliştirmekten geçiyor. Allah inkarın ve batıllara inanmanın aklı kullanmamaktan kaynaklandığını bildiriyor, unutmayalım bunu. 2-Kuranın sadece konularına göre ayetleri değil, Kuranın kendisi tamamıyla bir bütün olarak, manasını tamamlar. Bazen kuranın bir ucundaki ayeti tam ve kusursuz kavrayabilmek için dieğer ucundaki başka bir konudaki ayeti de bilmek gerekebilir. Bu yüzden hedefimiz Kuranın bütününü kavramaya ve tekrar tekrar her ayeti o bütünlükle uyum içerisinde idrak etmeye çalışmak olmalıdır. 3-Kur’an alıştığımız sistematik dilde bir eser değil, edebi bir kitaptır. Okumaya alışkın olduğumuz kitapların özelliği, satır aralarında anlam gizleyecek zenginlikte olmaması, bir kere okuduktan sonra tekrar okumaya nadiren ihtiyaç göstermesi ve çağı geçince de sönüp gitmesidir. Kuranın ise eşsiz bir anlam zenginliği, harflerine, kelimelerinin dizilişine kadar şaşırtıcı şekillerde sinmiş durumdadır. Bu yüzden sadece belli bir eğitim düzeyindeki kişiler birer defa değil, her asrın farklı eğitim düzeyindeki insanları ömür boyunca bitmeyen bir merakla okumaktadır. Kur’an mecazları, benzetmeleri, Arap edebiyatının şaheseri diyeceğimiz muhteşem sanatları içeren şiirden öte, taklit edilemez bir sanatlı sözler manzumesidir. Bu nedenle kusursuz çevrilemez ve anadili Arapça olanlar da Kur’anı bu gibi nedenlerle kusursuz anlayamazlar. Bir yeri kavrayamadığımızda bu hususu hatırlayalım. Kuran tüm ayetleriyle bir bütündür. 4- Kurana bir bütün olarak iman etmek, tüm ayetlerinin kıyamete kadar geçerli olduğuna itikat etmek şarttır. Kuranda çelişki, tutarsızlık olmadığı, Allah’ın sünnetinde, yani şeriatında, ayetlerinde, kanun, ilke ve kurallarında değişme olmadığı ve Kuran’ın Allah’ın korumasında bulunduğu apaçık ayetlerle ifade edilmiştir. Bu konuda korkunç bir yanlış itikatlara yerleşmiştir Mezheplerde, muhkem hadislerin çelişen ayetlerin hükmünü veya sonradan inen ayetlerin önceden inen bazı ayetlerin hükmünü kaldırdığı itikadı mevcuttur. Bir ayet yanlış yorumlanarak bu kanaat oluşturulmakta ve sonra da beşer aklıyla her alim kendi kafasından hangi ayetle hangi ayetin hükmünün kalktığına hükmedebilmektedir. Oysa Allah’ın lütfuna eren her akıl, Kuran’da bir ayetin diğerinin hükmünü kaldırdığı bir çelişki olmadığını, bütün ayetlerin birbiriyle tutarlılığının anlaşılabileceğini bilir ve kabul eder. Bu itikada karşılık bir de tarihselcilik var ki, kimi ayetlerin hükümlerini çağına, zamanına bağlı kılmaktadır. Allah’ın elbette ki zamanının Araplarına özel emirleri vardır. Ancak özel veya genel bütün emirleri, şartları ve bağlamlarının getirdiği anlam itibariyle sonsuza dek geçerlidir. Gerçek müminin itikadı bu olmalıdır. Ümmetin asırlardır içinde bocaladığı bu korkunç yanlışa karşı en küçük uyarıya korkunç bir saldırı başlatılmaktadır. Bu yüzden bu itikat belasından bir maddi bela bizi mecbur bırakmadan çıkabileceğimiz konusunda yüreğim umutsuzdur. 5-Her ayeti her aklın anlayamamasının bir sebebi de Allah’ın dilediği şu takdirdir Allah ayetleri muhkem ve müteşabih diye ikiye ayırmıştır. Ali İmran, 7 Muhkem ayetleri her sıradan zihin anlayacağını bildirmiştir. Allah’ın emir ve yasaklarını ortaya koyan bu ayetler bizim islam ahlakını edinip cennete kavuşmamıza yeterlidir. Fakat müteşabih ayetler, daha derin ilim sahiplerine hitap eden ve bazı hikmetlerle manaların örtüldüğü, farklı manalara gelebilecek, gaibe dair bilgiler veren ayetlerdir. Biz eksik ilmimiz nedeniyle bu ayetlerin hakiki manasını bilmesek de hepsine iman etmişiz. Bir ilahiyatçı veya cahil bir yazar Kuranın bir müteşabih ayetini topluma anlatmaya çalışırken kendi aklınca bir somutlaştırma yapabilir. Cennet veya cehenneme dair tasvirler hakkında farklı şeyler söyleyebilir. Bu tür derin konuların eğitimini almamış halkın anlayabileceğinden daha derin bir üslupla ulema veya ilimde derinlik arayanlar arasında dolaşması daha makuldür. Bunları ekranlara çıkıp da ateşli şekilde tartışmak doğru bir yol değildir. Görevimiz Kuranı muykem ayetler itibariyle anlamak, yaşamak ve geri kalanı da öğrenmekle birlikte, anlayamasak da kayıtsız şartsız iman etmektir. 6- Kuranı anlamak için çok önemli bir incelik de şudur Kuranı akıl kendiliğinden anlamaz. Kuranı aklın ne kadar anlayacağını, hikmetlerinin kalbe ne kadar ineceğini, kişinin liyakatine göre ancak Allah takdir eder. Bu yüzden mümin Kurana muhakak temizlenmiş olarak dukanarak ve euzu besmele çekerek Allah’a saygısını ifade etmelidir. Yüreğinde samimi bir tevazu, haşyet, hakikat arzusu ve ilahi sevgi bulunmalıdır. Benzersiz bir mucize! Zira Kuranın bir mucize yönü, ayetlerinin müminlerin imanını arttırması ve inkarcıların da küfrünü arttırmasıdır. Bu mucize bir özelliktir ve Allah bu durumu mucize bir üslupla ve ayetlerin beyan şekliyle sağlamıştır. Bu açıdan bir inkarcı herhangi bir ayete küfür penceresinden bakarak alay konusu yapabilir ve kendisini kandırır. Kibirli ve aklına pek güvenen bir mümin de, Kuranda çelişki, anlamsızlık var gibi şeytani bir zanna kapılabilir. “Biz Kur’ân’ı müminlere şifa ve rahmet olarak indiririz. Ama o, zalimlerin ise sadece ziyanını artırır.”İsra,17/82. Kuranı anlamak için neler yapmalıyız? 7-Son olarak, Arapça öğrenmeli miyiz? Elbette imkanımız var ise niye bekliyoruz ki? Fakat, dediğim gibi, bu zamandaki teknoloji nedeniyle, Kuranı anlamak için Arapçayı detaylıca öğrenmek şart değildir. Çok sayıda Kuran mealleri bilgisayar ortamında çok sayıda çevirisiyle karşılaştırmalı olarak mevcuttur. Arapça kelimelerin manalarını ve etimolojilerini araştırabileceğimiz veri tabanlarına ulaşabiliyoruz. Zaten esas önemli olan da, tek bir ayetin manasından ziyade ilgili ayetleri bir araya getirerek tümünün anlam bütünlüğü üzerinde düşünmektir. Ki, tarih boyunca bu denli derin tetkiki saniyerek içerisinde yapabilecek bir tekkik fırsatı bilgisayarlar sayesinde ilk kez çağımız müslümanlarına nasip olmuştur. Kuranı hakkıyla anladık mı müminler olarak? Şu ayetleri düşünelim “Dinlerini parça parça edip gruplara ayrılanlar var ya, senin onlarla hiçbir ilişkin yoktur. Onların işi ancak Allah’a kalmıştır.” En’am, 159 “Hep birden Allah’ın ipine sımsıkı sarılın, bölük bölük olmayın.” Ali İmran, 103 Hristiyanlar ve Yahudiler dinlerini farklı farklı yorumladıkları zamanlar içinde yüzlerce mezhebe ayrılmamış mıydı? Aynı felakete karşı Allah’ın bizi uyardığı iki ayeti verdim yukarıda. Aynı felakete düşmedik mi? Bir bakın ümmetin haline. Bir sürü mezhep, bir sürü tarikat, cemaat ayrımcılık yapıyor. Siyasiler dini siyasete alet ediyor, gücü ele geçiren dini kullanarak gücünü korumaya çalışıyor. Oysa Allah dinini hiç bir tarikatın, cemaatin, mezhebin, siyasi partinin, din veya edvlet adamının güdümüne bırakmamıştır. Allah’ın dini doğrudan Allah ile mümin kulları arasındadır. Din için yapılan kurumsallaşmalar da otoriterleşip dini yönetmek için değil, dine hizmet etmek için çalışırlarsa meşru olurlar. Biz müminler yüce kitabımızın hükümlerini ya çarpıtarak veya ihmal ederek çiğnedik ve bunun sonucunda birliğimizi bütünlüğümüzü yitirdik. Bizi birbirimize karşı nasıl kullandıklarını görüyorsunuz. Müslüman devletleri birbirlerine karşı savaştırıyorlar. Bir cemaati diğer cemaate kırdırıyorlar. Yalanlarla, fitnelerle, dini tekellerine almakla veya başka yollarla… Ümmetin parçalanması Kuranı anlamadığımızı gösteriyor! Kimi asılsız nüzul sebebi iddiasıyla, kimi uydurma hadisle ayetin manası saptırılıyor, kiminin Arapçası veya kiminin Türkçesi bozuk oluyor. Meallerde bir çok hata oluyor bu yüzden… Kimi tefsirlerde de bir sürü israiliyat ve efsane metne katılarak manalar gölgelenmiş. Kimisi, zamanın bilimine göre Kuranı yorumluyor ve Kuranı bilimsel zannın sınırlarına hapsediyor. Belki o bilimsel veri yanlış veya ileride yanlışlanacak! Kimi sadece din eğitimi almış, akıl, mantık eğitimi yetersiz. Kimi Allah’ın emrettiği doğa ilimlerinden gafil, ezberci ve düşüncesiz din anlayışıyla yetişmiş. Ezberlediği nakillerle ve aklını çalıştırmadan milyonlarca Müslümanı batıl bataklığına sürüklediğinin farkında değil. İslam tarihine bakıyorsunuz… Nice ulema birbiriyle kavga halinde… Birinin a dediğine öbürü b diyebilmiş ve bugün aynı durum geçerli… Ortadaki samimi müslümanlar da ya hüsnü zan edip hepsine hürmet edelim, aman bir kavga yok diyelim, görmezden gelelim tavrı içerisindeler. Veya bir tarafın fikrine vahiy muamelesi yapıp, meselelerin özünü anlayamadan cepheye geçiyor. Kimi de taklit ettikleri kişiye takılıp, farklı düşünenleri batıl, sapık ilan edenleri taklit ediyor. Bugünün eskiden farkı, eskiden halk okuma yazma bilmezdi, bilse okuyacak kitap bulamazdı, internet yoktu ve milletin tartışmalardan haberi olmazdı. Şimdi herkes görüyor, duyuyor. Bir yıllık tarihin ürettiği ve kimsenin çözmeye cesaret edemediği bu din karmaşası bütün ümmete yayılıyor. Çareyi interneti yasaklamakla bulacaklarını sanıyorlar. Hayır, böyle yaparak düşmanlarınızı büyütür ve halkınızın imanını perişan edersiniz! Kendinize geliniz, Allah’ın kitabına güveniniz. Allah’tan başkalarına kulluğu bırakıp, mutlak gerçeğin ortaya çıkmasını sağlayacak akıl ve ilim yolunu açınız! Halkınızı kişilerin kulu olmaktan çıkarıp, hakkın kulu ve hikmetin hizmetkarı yapınız. Kuranın manasına sımsıkı sarılalım! Kuranı anlamak için çalışırken, meallerdeki kimi mantık hataları ve çelişkiler beni Kur’anı doğrudan araştırmaya ittiğinde, ortada çok ciddi bir Türkçe sorunu bulunduğunu fark ettim. Bu yüzden de manasından şüphelendiğim ayetin hemen orjinaline, kaynağına inmeyi ve farklı yorumları çalışarak gerçek anlamı bulmayı ve buna göre meal vermeyi bir yöntem edindim. Bir miktar Arapça dersi aldım. Kuran çalışmak yeryüzünde mümkün olabilecek en yüce ilme çalışmaktır. Hiç bir ilim müminin, Rabbim bize ne emrediyor diyerek Kuranı çalışmasından daha sevaplı olamaz. Fakat unutmamalı ki bu bir yolculuktur. Kuranı Kerimin tamamını baştan sona anlayarak okumadan ve hatta mümkünse bir kaç kez düşüne düşüne okumadan, artık okuduğum her ayetin manasını doğru anlayabilirim zannına kapılmasın kimse… Böyle bir ilim derinliği edinmeden Kuran okuyan mesela kumarı, içkiyi, faizi ve hatta zinayı bile meşru zannedebilir. En önemlisi ise Kuranı yaşamaktır. Kuranı anlamak için çabalarsak ne olacak? Anladıktan sonra yaşamazsak vah halimize! Kuran bir roman değildir, yegane sonsuz kurtuluş rehberidir ve Kuran ancak, yoluna uyanları kurtarır. Hedefimiz hayatımızı Rabbimizin buyruklarına göre düzenlemek olmalıdır. Faiz haramdır dediyse, Allah’ın emrettiği ineği kesmemek için bin dereden su getiren Yahudiler gibi, faize bulaşmayı meşrulaştırmaya çalışmayalım. Yüreğimiz Rabbimizden yana atsın. Allah’ın şöyle buyurduğunu anladıysak, bıçak gibi kesilsin herşey, kayıtsız şartsız boyun eğelim. Özetle, Kuranı anlamak için, Bütün müminler Kur’anın manasını anlama yarışına girelim. Kuran mealini abdestle, besmeleyle, tam teslimiyetle doktora çalışır gibi çalışalım. Anlamadığımız derin manaları Rabbimizden öğrenmeyi dileyelim. Az da olsa Arapça dilini ve Kuran kelimelerini öğrenmeye başlayalım. Alimlerin ilgili kitaplarını mutlak teslimiyetle değil, eleştirel ve karşılaştırmalı okuyalım. Birden çok meal ile eş zamanlı çalışabiliriz. Bkz. Kuran ayetleri dışındaki hiç bir veri hakkında kesin ve kapalı olmayalım. Yüreklerimiz Rabbimizden sıklıkla ilim ve hikmet dilesin. Azıcık bir kibrin, peşin hükmün dahi ilmin kapısını kapayabileceğini unutmayalım. Kuran-ı Kerim ilimsiz müminlerin kurtulmasına yetecek kadar açık, fakat ulemanın keşfetmekle bitiremeyecekleri kadar derin ve gizemli ilim kaynağı bir yüce Nur’dur. Allah yüreklerimizi bu mübarek Nur’un derinliği ile zenginleştirsin. Bu nuru bize hissettirsin ve bu nurdan nasibimizi arttırsın. Muhammed Bozdağ
Medineweb Emekdarı Durumu Medine No 16627 Üyelik T. 11 Şubat 2012 Arkadaşları2Cinsiyet Yaş45 Mesaj 315 Beğenildi37 Beğendi0 Takdirleri118 Takdir Et RE Ahzab Suresi İnişNüzul Sebebi Rivayetleri 53. "Ey inananlar! "Peygamberin evlerine, yemeğe çağrılmaksızm vakitli vakitsiz girmeyin; fakat davet edilirseniz girin ve yemeği yiyince, dağılın. Sohbet etmek için de girip oturmayın. Bu haliniz peygamber'i üzüyor, o da size bir şey söylemeye çekiniyordu. Allah gerçeği söylemek*ten çekinmez. Peygamberin eşlerinden bir şey isteyeceğinizde onu perde arkasından isteyin. Bu sayede sizin gönülleriniz de, onların gönülleri de daha temiz kalır. Ayetin nüzul sebebi ile ilgili rivayetler 1- Bu âyet-i kerime "Hicâb=örtünme âyeti" olarak meşhur olmuştur ve Hz. Ömer'in isteğine muvafık olarak indiği haberi meşhurdur. Hicâb âyetinin nüzu*lüne sebep olan ve Hicretin beşinci yılı meydana gelmiş bulunan olay veya olayların ayrıntıları sahih hadis mecmualarında muhtelif kanallardan rivayetle yer almıştır. Maamafih bu âyet-i kerimenin nüzul sebebinde başka rivayetler de vardır.[114] 2- Müfessirlerin çoğu demiştir ki "Nebî Zeyneb bint-i Cahş ile gerdeğe gireceği vakit, hurma, kavut ve koyun etinden düğün yemeği verdi. Enes dedi ki "Annem benimle Rasulullah taştan yapılmış bir çanak içinde hays denilen ye*mek gönderdi, Nebî bana Ashabı'nı yemeğe davet etmemi emretti. Ben de onları çağırdım. Ashabı geliyorlar, yiyorlar, sonra gidiyorlardı. Daha sonra diğerleri gelip yi*yorlardı. Ben dedim ki "Ey Allah'ın Nebî'si, davet etmediğim kimse kalmadı. Herkes yemeğe geldi. " Buyurdu ki "Sofrayı kaldırınız." Sofrayı kaldırdılar, davetliler çıktılar. Üç kişi içeride kaldı. Bunlar söze daldılar ve bir hayli de lafı uzatılar. Onların bu tavrı Rasulullah eziyet veriyordu. Rasulullah son derece edepli bir insandı. Bunları ikaz edemedi. Bunun üzerine bu âyet indi ve Rasulullah benimle kendisi arasına bir örtü çekti.[115] 3- Muhammed b. Abdirrahman el-Fakih, Ebû Amr Muhammed b. Ahmed el-Hîrî'den, o İmran b. Musa b. Mecaşî'den, o Abdu'I-A'Ia b. Hammad en-Nersî'den, o Mu'temir b. Süleyman'dan, o babasından, o Ebû Mûcliz'den, o da Enes b. Malik'ten bize şunu rivayet etti "Nebî Zeyneb bint-i Cahş ile evlendiği vakit, milleti yemeğe çağırdı. Onlar da geldi ve yemek yediler, sonra oturup konuşmaya daldılar. Enes diyor ki "Rasulullah kalkmaya yeltenir gibi yaptı. Fakat oturanlar kalkmadı. Ama Rasulullah böyle yaptığını görenlerin bir kısmı kalktı gitti. Üç kişi ise oturdu. Nebî geldi, içeri girdi. Onlann oturduğunu görünce geri döndü ve onlar da kalkıp çıktılar. Ben de Rasulullah onların gittiğini haber verdim. Rasulullah bu*nun üzerine eve girdi. Ben de içeri girmeye gittim. Benimle kendisi arasına örtü attı. Allah Teala da Ahzab 33/53 âyetini indirdi[116] 4- İsmail b. İbrahim el-Vaiz, Ebû Amr b, Necid'den, o Muhammed b. Hasan b. el-Halil'den, o Hişam b. Ammar'dan, o Halil b. Musa'dan, o Abdullah b. Avn'dan, o Amr b. Şuayb'dan, o da Enes. b. Malik'ten bize şunu rivayet ederek dedi ki "Ben, Rasulullah ile beraberdim. O odalarından bir odaya doğru yürüdü. Orada oturan bir topluluk gördü. Onlar birbirleriyle konuşuyorlardı. Sonra dönüp kendi odasına girdi ve benim ön tarafima doğru bir örtü sarkıttı. Ben, Ebû Talha'ya geldim ve olanları tamamen ona anlat*tım. O da dedi ki "Senin bu söylediğin doğru ise, elbette bu hususta Kur'an'dan birşey indirecek." Ve Allah Teala bu âyeti indirdi.[117] 5- Ahmed b. Hasan el-Hıyerî, Hacib b. Ahmed'den, o Abdurrahim b. Münib'den, o Yezid b. Harun'dan, o Hamid'den, o da Enes'ten bize şunu rivayet etti "Ömer b. Hattab dedi ki "Dedim kî "Ey Allah'ın Rasulü, senin yanına iyi kim*selerin yanında, kötü insanlar da çıkıyor. Keşke hanımlarına örtünmeyi emretsen." Bunun üzerine Allah Teaİa hicab âyetini indirdi.[118] Bu hadisi Buhari, Mesedded'den, o Yahya b. Ebî Zaide'den, o da Humeyd'den rivayet etmiştir.[119] 6- Daha önce Mü'minûn Sûresinin 14. âyetinin nüzul sebebinde geçtiği üze*re Enes ibn Mâlik'ten gelen bir rivayette Allah Tealâ, sadece bu âyet-i kerime*nin indirilmesinde değil, bununla birlikte üç konuda da onun isteğine muvafık âyet-i kerimeler indirmiştir. Bu rivayette Hz. Ömer şöyle demiştir Dört şeyde Rabbıma muvafakat ettim "Ey Allah'ın elçisi, İbrahim'in makamı arkasında namaz kılsak." dedim. Allah Tealâ "İbrahim'in makamından bir namazgah edinin." Bakara, 2/125 âyetini indirdi. "Ey Allah'ın elçisi, hanımların için bir örtü edinsen hanımlarını kapatsan; onların yanına iyi insanlar da giriyor, günahkâr insanlar da." dedim. Allah Tealâ "Bir de O'nun hanımlarından lüzumlu bir şey istediğiniz vakit onlardan perde arkasından isteyin." Ahzâb, 33/53 âyetini indirdi. Hz. Peygamber sa'in eşlerine "Ya Allah'ın Rasûlü'nden bu istekleriniz*den vazgeçersiniz, ya da Allah sizlerin yerine O'na sizden daha hayırlı eşler verir ve sizi onlarla değiştirir." demiştim. "Eğer o sizi boşarsa, Rabbının, sizin yerinize ona sizden daha hayırlılarını vermesi umulur." Tahrîm, 66/5 âyeti nazil oldu. "Andolsun ki Biz, insanı çamurdan, süzülmüş bir özden yarattık..." âyet-i kerimesi nazil olduğunda ben "Yaratanların en güzeli olan Allah'ın şanı ne yü*cedir!" dedim de âyetin sonu bu şekilde nazil oldu.[120] 7- Taberî'nin Ebu Eyyûb en-Nehrânî kanalıyla Hz. Aişe'den rivayet ettiği bir haberde de Hicâb âyetinin nüzulüne Hz. Ömer sebep olmuştur ama anlatılan olay biraz daha farklıdır. Şöyle ki Hz. Peygamber sa'in hanımları da diğer kadınlar gibi evlerde tuvalet ol*madığı için abdest bozmaya geceleri şehir dışında açık araziye çıkarlardı. Hz. Ömer, Hz. Peygamber sa'e, tuvalete çıktıklarında hanımlarına örtünmelerini emretmesini söylemiş ve fakat Hz. Peygamber sa bu hususta bir vahy gelme*diği için onun bu isteğine aldırış etmemişti. Bir gece Hz. Peygamber sa'in ha*nımlarından Sevde bint Zem'a tuvalet için Medine dışına çıkmıştı. Sevde, uzun boylu bir hanımdı ve uzaktan o olduğu bilinirdi. Hz. Ömer de arkasından çıktı ve örtünme ile ilgili bir vahy inmesi hususunda hırslı olduğu için onun arkasından seslendi "Ey Sevde elbette seni tanıdık." Hz. Aişe der ki "İşte bunun üzerine hicâb örtünme âyeti olan "Ey iman edenler, o Peygamber'in evlerine yemeğe çağrılmaksızın ve vakitli vakitsiz girmeyin...." âyet-i kerimesi nazil oldu."[121] 8- Buhârî'nin Hz. Aişe'den rivayetle tahric ettiği bu haberde Hz. Sevde'nin başına gelenler Hicâb âyetinin nüzulünden sonradır.[122] 9- Yukarda, Hz. Peygamber sa'in Zeyneb bint Cahş ile evlenmeleri hak*kındaki âyet-i kerimenin nüzul sebebinde de geçtiği üzere Enes'den rivayette o şöyle anlatıyor Hz. Peygamber sa, Zeyneb bint Cahş ile evlendiğinde ekmek ve etle düğün yemeği verildi. Yemeğe insanları davetle ben görevlendirilmiş*tim. Bir grup insan geliyor, yemek yiyor, çıkıyorlar, başka bir grup geliyor, yemeğini yeyip çıkıyordu. Herkesi çağırdım ve nihayet çağıracağım kimse kalma*yınca "Ey Allah'ın elçisi, artık çağıracağım kimse kalmadı." dedim. "Yemekle*ri sofraları kaldırın." buyurdular. Yemekten sonra evde üç kişi konuşmaya dalarak kaldılar. Hz. Peygamber sa evden çıktılar, Hz. Aişe'nin odasına geldi*ler "Ey ev halkı selâmun aleyküm ve rahmetullah." diye selâm verdiler. O, se*lâmı alıp "Aileni yeni hanımını nasıl buldun, Allah onu senin için bereketlendirsin." dediler. Bu şekilde Rasûlullah sa bütün kadınlarının odalarını dolaştı; hepsine selâm verdi, hepsi de Aişe'nin söylediklerini söyledi. Sonra Allah'ın Rasûlü eve düğün evine döndüler ve baktılar ki o üç kişi halâ orada konuşma*ya devam ediyorlar. Rasûlullah çok haya sahibi idi onlara "Artık kalkın gidin." demeye utandı, tekrar Hz. Aişe'nin odasına doğru gitmek üzere çıktı. Bilmiyo*rum bu esnada oturup konuşanların çıktığını ben mi haber verdim, yoksa ona haber mi verildi bilmiyorum, geri döndü ve bir ayağını kapının eşiğine koymuş, diğer ayağı kapının dışında idi ki kapıya örtüyü çekti ve hıcâb âyeti nazil oldu.[123] 10- Bu hadis-i şerif Tirmizî tarafından da rivayet edilmiş olup ayrıntılarda bazı farklılıklar vardır. Onun için bu rivayeti de buraya almayı uygun buluyoruz Tirmizî'nin Kuteybe kanalıyla Enes ibn Mâlik'ten rivayetinde o şöyle anla*tıyor Rasûlullah Zeyneb ile evleniyordu. Annem Ümmü Süleym bir yemek yaptı Hays ve bana "Ey Enes, bunu Allah'ın Rasûlü sa'ne götür ve "Annem size selâm ediyor ve diyor ki "Bu bizden size bir hediyedir. Az bir şey ama kabul et. ey Allah'ın elçisi." dedi. Yemeği aldım, Rasûlullah sa'a getirdim ve "Ey Allah'ın elçisi, annem size selâm ediyor ve diyor ki Bu bizden size küçük, az bir hediyedir." Allah'ın Rasûlü sa "Onu koy." buyurdular, sonra da "Şimdi git, filânı, filânı, filânı ve kime rastlarsan onları yemeğe davet et." buyurup bir kısım insanların isimlerini söyledi. Onun ismen davet et dediklerini ve rastladık*larımı davet ettim. Râvî el-Ca'd ibn Osman der ki "Enes'e sordum "Kaç kişiy*diniz?", "Üçyüz kişi kadar idik." dedi ve şöyle anlatmaya devam etti Rasûlullah sa bana "Ey Enes, yemek kabını getir." buyurdular. Çağırdıklarım gelmeye başladılar ve gelenler girdiler, suffe ve oda dolunca Efendimiz sa "Onar onar halka olup otursunlar ve her bir kişi kendi önünden yesin." buyurdu*lar. Onlar da yediler ve doydular. Yemek yiyenler çıktı, yeni gelenler girdi ve yemek yedi. Ta ki hepsi girip karınlarını doyuruncaya kadar böyle devam etti. Gelenler bitince Allah'ın Rasûlü bana "Yemek kabını kaldır ey Enes." buyur*dular, ben de kaldırdım. Fakat bilmiyorum kabın içindeki yemek oraya koydu*ğumda mı daha çoktu, yoksa kaldırdığımda mı? Yemeğe gelenlerden bir grup Rasûlullah sa'ın evinde oturup konuşmaya daldılar. Rasûl-i Ekrem de orada oturuyordu ve yeni eşi de yüzünü duvara doğru dönmüş haldeydi. Onların böyle yemekten sonra oturup konuşmaları Rasûl-i Ekrem'e ağır geldi, ağırlık oldular. Rasûl-i Ekrem bir ara dışarı çıkıp diğer eşlerine selâm verdi, sonra tekrar dönüp geldi. Rasûlullah sa'ın dönüp geldiğini görünce yaptıkları kusuru ve Rasûl-i Ekrem'e yük olduklarını anladılar ve hemen kalkıp kapıya yöneldiler, hepsi birden çıkıp gittiler. Rasûlullah geldi, perdeyi çekti ve içeri hanımının yanına girdi. Ben odada oturuyordum. Çok geçmeden Rasûl-i Ekrem benim yanıma çıktı, ona bir takım âyetler inmişti. Rasûlullah sa çıktı ve insanlara nazil olan âyetleri, sonuna kadar olmak üzere "Ey iman edenler, o Peygamber'in evlerine yemeğe çağrılmaksizin ve vakitli vakitsiz girmeyin. Ama davet olunduğunuz vakit girin ve yemeği yeyince de lâfa dalmadan dağılın..." âyet-i kerimesini okudu.[124] 11- Enes'den gelen başka bir rivayette Hz. Peygamber sa'in düğün yemeği verilen evde konuşmaya dalanların iki kişi oldukları, Hz. Peygamber sa’in diğer eşlerinin odalarına doğru çıktığını görünce hemen durumu kavrıyarak yer*lerinden kalkıp evden çıktıkları belirtilmektedir.[125] 12- Tirmizî'nin tahric ettiği Enes hadisinde ise Enes'in bu durumu, yani Hz. Peygamber sa'in, gelin odasının kapısı yanında konuşmaya dalanlardan sıkıl*dığını Ebu Talha'ya haber verdiği, onun da "Eğer söylediğin gibiyse mutlaka bunun hakkında bir vahy inecektir." dediği ve bunun üzerine "Hicâb âyeti"nin indiği aynntıına yer verilmektedir.[126] 13- Ebû Hakim el-Cürcanî lafzen rivayetimize icazet vererek, Ebu'l-Ferec el-Kâdî'dan, o Muhammed b. Cerir'den, o Yakub b. İbrahim'den, o Hüşeym'den, o Leys'ten, o da Mücahid'den bize şunu dediğini haber verdi "Rasulullah bazı Ashabı'yla beraber yemek yiyordu. O arada onlarla be*raber olan Aişe eli yemek yiyenlerden birisinin eline değdi. Rasulullah bundan hoşlanmadı, rahatsız oldu. Hicab âyeti de bu sebepten dolayı indi.[127] 14- Mücâhid'den rivayete göre Hz. Peygamber sa yemek yerken beraberin*de ashabından bazıları da varmış ve onlardan birinin eli Hz. Aişe'nin eline değmiş de Hz. Peygamber sa bundan hoşlanmamış ve işte bunun üzerine hicâb âyeti nazil olmuş.[128] 15- Taberanî sahih senedle Hz. Aişe'den naklediyor “Ben Peygamberimiz birlikte yemek yiyordum. Hz. Ömer geldi. Peygamberimiz onu yemeğe davet etti. Hz. Ömer yemeğe başladı. Yemekte Ömer'in parmağı parmağıma dokundu. Bunun üzerine Hz. Ömer “Ah sizin hakkınızda benim sözüm dinlense, siz kadınları hiçbir yabancı göremez.” dedi. Bunun üzerine hicab ayeti nazil oldu.”[129] 16- Ayet-i kerimenin "O Peygamber'in eşlerinden bir eşya istediğinizde onu perde arkasından isteyin. Bu, sizin kalbleriniz için de, onların kalbleri için de en temiz olandır." kısmının nüzul sebebinde Abdullah ibn Mes'ûd'dan rivayete göre bir gün Hz. Ömer, Hz. Peygamber sa'in hanımlarına hicabı örtünmeleri*ni emretmiş de Zeyneb bint Cahş "Ey Hattâb'ın oğlu vahy bizim evlerimizde inip dururken bizi kıskanıyor musun?" demiş ve işte bunun üzerine "O Pey*gamber'in eşlerinden bir eşya istediğinizde onu perde arkasından isteyin. Bu, sizin kalbleriniz için de, onların kalbleri için de en temiz olandır." âyet-i keri*mesi nazil olmuştur.[130] 17- Ancak Kurtubî bu rivayetin zayıf, hattâ "Vâhî=boş" ve bâtıl olduğunu söylemiştir. Zira biraz önce geçtiği üzere "Hicâb=örtünme âyeti" Hz. Zeyneb'in düğününde nazil olmuştur.[131] 18- İbn Merdûye'nin İbn Abbâs'tan rivayetinde o şöyle anlatıyor Bir adam Hz. Peygamber sa'in yanına girdi ve uzun süre oturdu. Çıkıp gitmesi için Hz. Peygamber sa üç kere odadan çıktı ve fakat adam çıkıp gitmedi. O sırada Hz. Ömer de gelip Hz. Peygamber sa'in yanına girdi ve yüzündeki hoşnutsuzluğu görerek adama "Herhalde Hz. Peygamber sa'e eziyet verdin." dedi. Hz. Pey*gamber sa "Peşimden gelsin ve çıksın diye üç kere yerimden kalkıp çıktım, ama çıkıp gitmedi." buyurdular. .Ömer O'na "Ey Allah'ın elçisi, bir örtü edinsen. Çünkü senin hanımların diğer kadınlar gibi değiller. Örtü edinmen onların kalbleri için de en temiz olanıdır." dedi de bu Hicâb âyeti nazil oldu.”[132] 19- Suyûtî Hafız İbnu Hacer’den der ki Bu olayla Zeyneb Bint Cahş'ın düğün yemeğinin bu âyetin nüzul sebebi olduğuna dair haberin arasını bulmak mümkündür. Herşeyden önce iki hadise birbirine yakındır. Hicâb âyeti bunlardan birisinin akabinde nazil olmuş, zaman itibariyle yakın olduğu için diğeri üzerine indiği de söylenmiş olabilir. Öte yandan bir âyet-i kerimenin birden çok hadise üzerine inmiş olması da caizdir.[133] 20- İbn Sa'd'ın Muhammed ibn Ka'b'den rivayetine göre Hz. Peygamber sa, Mescid-i Nebevî'den evine gitmek üzere doğrulduğunda bazıları belki de ashab-ı suffeden bazıları hemen O'ndan önce davranır ve Efendimiz sa'in hane-i saadetlerine gider ve hemen ondan önce sofraya otururlardı. Efendimiz sa'in hoşnutsuzluğu yüzünden anlaşılmaz, onlardan olan hayasından dolayı yemeğe elini uzatmazdı. İşte bu davranışlarından dolayı kınanıp azarlandılar ve Allah Tealâ bu "Ey iman edenler, o Peygamber'in evlerine yemeğe çağrılmaksızın ve vakitli vakitsiz girmeyin..." âyet-i kerimesini indirdi.[134] 21- İbn Abbas şöyle der “Mü'minlerden bir gurup, Peygamber yemek zamanını gözetlerdi. Yemek pişmeden önce eve girer, pişinceye ka*dar otururlardı. Sonra yemeği yerler fakat evden çıkmazlardı. Bunun üzerine bu âyet indi.[135] 22- Beyzavî diyor ki Ayet Rasulullah yemek vaktini gözetleyen, yemeğin gelmesini beklemek üzere içeri girip oturan bir topluluk ve benzerlerine hitap etmektedir. Aksi takdirde hiçbir kimsenin Hz. Peygamber'in evlerine yemek dışında izinle girmesi ve yemekten sonra herhangi bir önemli iş sebebiyle beklemesi caiz olmazdı.[136] 23- Abd b. Humeyd, Hz. Enes'ten naklediyor "Onlar vakti gözetiyorlar, sonra Hz. Peygamber evine giriyorlar, oturuyorlar ve yemeğe eriş*mek için konuşmaya devam ediyorlardı. Bunun üzerine "Ey iman edenler!" ayeti nazil oldu. [137] 24- Hz Âişe rivayet ediliyor İnsanlara yük olanlar hakkında Al*lah Tealâ'nın onlara tahammül etmemesi ve "Yemeği yiyince hemen dağılın." buyurması sana yeter. [138] 25- İbni Ebî Hatim, Süleyman b. Erkam'ın şöyle buyurduğunu naklediyor Bu ayet insanlara yük olanlar hakkında nazil oldu. Bundan dolayı buna, yük olanlar ayeti ayetü's-sükalâ denildi. [139] 26- Kısaca; bu ayetlerin nüzul sebebi olarak pek çok rivayetler nakledil*miştir. Ebubekir b. Arabî bu rivayetler hakkında şöyle demiştir “ Zikrettiği*miz İmam Ahmed, Buhari, Müslim ve Tirmizî'nin Hz. Enes'ten rivayet ettikleri hadis ile Hz. Ömer'in "Ya Rasulallah! Senin hanımlarının yanına iyiler de kötüler de giriyor. Onlara perde çekmelerini emretsen..." deyip de hicap ayetinin nazil olduğunu belirten hadis dışındaki, bütün hadisler zayıftır.” Yemek âdabının nüzul sebebi, Peygamberimiz Hz. Zeyneb'le evlendiği zaman verdiği yemek ile Hz. Zeyneb'in evinde oturup kalmaları sebebiyle hicap ayetinin nazil olmasıdır. [140] 53. "... O'nun eşlerini nikahlamanız asla caiz değildir. Doğrusu bu, Allah katında büyük şeydir." Ayetin nüzul sebebi ile ilgili rivayetler 1- İbn Abbas Ata'dan yaptığı rivayetle şöyle dedi "Kureyş büyüklerinden birisi dedi ki "Rasulullah eğer vefat ederse, Aişe'yi ben nikâhlarım." Bu âyet de bu sebepten dolayı indi ."[141] 2- İbn Ebi Hatim’in Süddi’den rivayetine göre Efendimizin vefatından sonra onun hanımlarından biriyle evleneceğini söyleyen kişi Talha ibn Ubeydullah imiş.[142] 3- Ebu Bekir İbni Muhammed İbni Amr İbni Hazm'dan İbnu Sa'd anlattı. Ebu Bekir İbni Muhammed dedi ki “Âyet, Talha İbni Ubeydullah hakkında indirildi. Çünkü o, “Rasûlullah vefat ettiği zaman, ben Âişe ile evlenirim, dedi.”[143] 4- İbnu Zeyd'den İbnu Ebî Hatim anlattı. İbnu Zeyd dedi ki “Peygamberimize, birinin “Nebî Aleyhisselâm vefat ederse, falan kadınla evlenirim” dediği haberi ulaştı. Bunun üzedine Ahzab 33/53 âyeti indirildi.”[144] 5- İbni Zeyd, İbni Abbas'tan naklediyor “Bu ayet Peygamberimiz sonra onun hanımlarından biriyle evlenme arzusunda olan bir adam hakkında nazil oldu.“ Süfyan diyor ki “Bu hanımın Hz. Âişe olduğu ifade edilmektedir.” 6- İbni Zeyd, Süddî'den naklediyor Bize ulaşan haberlere göre Talha b. Ubeydillah şöyle demiştir "Muhammed bizim hanımlarımızla evleniyor da, bizim amcamızın kızlarıyla evlenmemizi mi engelliyor? Eğer ona bir şey olursa, biz ondan sonra mutlaka onun hanımlarıyla evleneceğiz." Bunun üzerine bu ayet nazil oldu. 7- Cüveybir'in İbn Abbâs'tan rivayetine göre birisi Hz. Peygamber sa'in hanımlarından birinin yanına geldi. Yanına geldiği hanımın amcasının oğlu idi. Hz. Peygamber sa ona "Bu günden sonra bir daha buraya gelme, burada durma." buyurdular. "Ey Allah'ın elçisi, o benim amcamın kızıdır, ne ben ona kötü bir şey söyledim, ne de o bana." dedi. Hz. Peygamber sa "Bunu biliyo*rum. Fakat hiç kimse Allah'tan daha kıskanç değildir ve hiç kimse de benden daha kıskanç değildir." Buyurdular. Adam bırakıp gitti, giderken de "Amcamın kızıyla konuşmamı engelliyorsun ha? O'ndan sonra mutlaka onunla amcamın kızıyla evleneceğim." dedi ve işte bunun üzerine Allah Tealâ bu âyet-i kerime*yi indirdi. Bu adam söylediği o kelimeden tevbe olarak bir köle azat etti, Allah yolunda on deve yükledi ve yürüyerek hacca gitti.[145] Herhalde bu iki rivayette de Hz. Peygamber sa'in vefatından sonra Hz. Aişe ile evleneceğini söyleyen kişi aynı yani Talha ibn Ubeydullah olmalıdır. Dolayısıyla rivayetler arasında farklılık veya çelişki yoktur.[146] 8- Rivayet edilir ki Hz. Peygamber sa, Ebu Seleme'den vefatından son*ra Ümmü Seleme ile ve Huneys ibn Huzâfe'den sonra da Hafsa ile evlenince münafıklardan birisi "Bu adama Muhammed'e ne oluyor ki hep bizim kadınla*rımızı nikahlıyor. Allah'a yemin olsun, bir gün ölecek olursa kadınlarını nikah*lamak için biz de kur'a atacağız." demiş ve işte bu âyet-i kerime bunun üzerine nazil olmuştur.[147] 9- Zaten aslında Hz. Peygamber sa'e eziyet verecek böyle bir sözün bir müslümandan sâdır olması güçtür; bunu olsa olsa bir münafık söylemiş olabilir. Yukarda verilen Hz. Talha ile ilgili haberin sahih olduğunu ve Talha ibn Ubeydullah'ın belki bir anlık bir öfke ile böyle bir söz söylediğini kabul etsek bile sonradan pişman olduğu ve tevbe ederek tevbesinin kabul edilmesi için ne*ler yaptığı biraz önce geçmişti.[148] 55. O Peygamber'in eşlerine, babaları, oğulları, kardeşleri, erkek kardeş*lerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğullan, hizmetçi kadınları ve sağ ellerinin mâlik oldukları câriye ve köleler hususunda vebal yoktur. Ve Allah'tan takva üzere olun. Muhakkak ki Allah her şeye şâhid olandır. Hicâb âyeti nazil olunca Hz. Peygamber sa'in eşlerinin babaları, oğullan ve akrabaları Rasûlullah sa'a "Biz de mi ey Allah'ın elçisi, biz de onlarla perde arkasından konuşacağız?" diye sordular da bu âyet-i kerime nazil oldu.[149] 56. "Şüphesiz Allah ve melekleri Peygamberi överler; ey inanan*lar! Siz de onu övün, ona salat ve selam getirin." Ayetin nüzul sebebi ile ilgili rivayetler 1- Ebû Said, İbn Ebî Amr en-Nisâbûrî'den, o Hasan b. Ahmed el-Mahledî'den, o Müemmil b. Hasan b. İsa'dan, o Muhammed b. Yahya'dan, o Ebû Huzeyfe'den, o Süfyan'dan, o Zübeyr b. Adiy'den, o Abdurrahman b. Ebî Leyla'dan, o da Ka'b b. Ucre'den haber vererek dedi ki "Nebî denildi ki " "sana selam" ın ne de*mek olduğunu biliyoruz. Peki "sana salat" nasıl olur?" Bunun üzerine bu âyet indi."[150] 2- Abdurrahman b. Hamdan el-Adl, Ebu'l-Abbas Amed b. İsa el-Vîşâ'dan, o Muhammed b. Yahya es-Sûlî'den, o er -Riyaşî'den, o da el-Esmaî'den bize şunu rivayet etti "el-Mehdî'yi, Basra'da, minber üzerinde şöyle derken işittim "Allah size birşey emreti ve o işe önce kendi nefsinde başladı. İkinci olarak da Melekleri zikretti ve bu*yurdu ki "Allah Teala bu âyette Hz. Muhammed'i diğer Rasuller arasından salat ve selamı O'na tahsis etmekle seçmiş oldu ve yine halk arasında da sizi ona seçmiş oldu. Öyleyse Allah'ın nimetini şü*kürle karşılayasınız."[151] 3- Ustaz Ebû Osman el-Hafız'dan işittim, o da İmam Sehl b. Muhammed b. Süleyman'ın şöyle dediğini işitmiş "Allah Teala'nın peygamberimiz Muhammed bu âyetle şereflendirdiği, bu olay şereflendirmenin en yüksek seviyesine ulaştırmıştır. Ve Adem meleklerin secde ile emrolunmasından daha üstündür. Çünkü Adem emrolunan secde işinde Allah'ın bizzat kendisi yoktur ve caiz de değildir. Bu âyette ise, Allah Teala Nebî evvela kendi nefsinden, sonra da meleklerden O'na salat ve selamı haber vermiştir, Kendisinden sadrolan bu şereflendirme, kendisinin içinde bulunmadığı, sadece meleklere mahsus olan şereflendirmeden daha yücedir." Sehl'in bu sözü, Mehdî'nin sözünden çıkarılmıştır. Muhtemeldir ki onu gördü ve ona baktı, bu sözü ondan aldı ve şerhetti. "Adem şereflendirilmesini, Hz. Muhammed şereflendirilmesiyle karşılaştırdı. Hz. Muhammed'in şereflendi*rilme olayı, Hz. Adem şereflendirilmesinden daha beliğ ve daha üstündür." [152] Sahih hadiste zikri geçmiştir.[153] 4- Ebû Bekr Muhammed b. İbrahim el-Farisî, Muhammed b. İsa b. Amrveyh'ten, o İbrahim b. Süfyan'dan, o Müslim'den, o Kuteybe ve Ali b. Hacer'den, onlar İsmail b. Cafer ve babasından rivayet eden A'la'dan, o da Ebû Hureyre'den bize şunu rivayet etti "Rasulullah buyurdu ki "Kim bana bir defa salat ve selam getirirse, Allah da ona on defa salat ve selamda bulunur."[154] 57. Muhakkak ki Allah'ı ve Rasûlü'nü incitenlere Allah dünya'da ve âhirette la 'net etmiştir. Ve onlar için horlayıcı bir azâb hazırlamıştır. Ayetin nüzul sebebi ile ilgili rivayetler 1- İbnu Ebî Hatim’in Avfî tarikından İbn Abbâs'tan rivayete göre bu âyet-i kerime Hz. Peygamber sa'e, Huyey ibn Ahtab'ın kızı Safıyye ile evlendiği için ta'n edenler hakkında nazil olmuştur.[155] 2- İbnu Abbas'tan Dahhâk, ondan Cüveybir anlattı Âyet, Abdullah İbni Übey ve onunla olanlar hakkında indirildi. Onlar Âişe'ye iftira etmişlerdi. Nebî Aleyhisselâm, insanlara konuşma yaptı ve “Bana eziyet verenden benim intikamımı kim alır?, bana eziyet vereni evinde kim toplar?” buyurdu. Âyet indirildi.”[156] 58. "İnanan erkek ve kadınları, yapmadıkları bir şeyden ötürü incitenler, şüphesiz iftira etmiş ve apaçık bir günah yüklenmiş olurlar." Ayetin nüzul sebebi ile ilgili rivayetler 1- Ata, İbn Abbas'tan rivayet ederek demiştir ki "Ömer Ensar'dan süsünü gösteren bir cariye gördü. Onun zînetinin görülmesini hoş karşılamadı ve onu dövdü. Cariye de ehline gitti ve Ömer'i şikâyet etti. Onlar da Ömer'e karşı çıktılar ve ona eziyet ettiler. Allah Teala da bu yüzden bu âyeti indirdi."[157] 2- Mukatil demiştir ki "Bu âyet Ali b. Ebî Talib hakkında inmiştir. Münafıklardan bir grup insan ona eziyet ediyorlar ve ona küfür ediyorlardı."[158] 3- Dahhak, Süddî ve Kelbî demişlerdir ki "Bu âyet, zinakârlar hakkında inmiştir. Onlar Medine sokaklarında dolaşırlar ve geceleyin ihtiyaçlarını gidermek için dışarı çıkan hanımları takip ederlerdi. Bir kadın gördüklerinde ona yaklaşırlar ve kaş göz işareti yapar*lardı. Eğer kadın sükût ederse, onun peşine takılırlardı. Eğer karşı çıkarsa onu bırakır*lardı. Bunlar ancak kölelere böyle yaparlardı. Fakat o gün köle ve hür ayırımı yapmak güçtü. Hür kadınlar, gömlek ve baş örtülü dışarı çıkarlardı. Hür olan kadınlar, bu sarkıntı*lık durumunu kocalarına şikâyet ettiler. Bu durum Rasulullah da bildirildi. Bunun üzerine Allah Teala bu âyeti indirdi."[159] Bu hadisin sıhhatine delil olan şu "Ey Peygamber, hanımlarına, kızla*rına ve mü'minlerin kadınlarına söyle, örtülerini üstlerine alsınlar." âyeti*dir.[160] 4- Said b. Muhammed el-Müezzin, Ebû Ali el-Fakih'ten, o Ahmed b. Hüseyn b. el-Cüneyd'den, o Ziyad b. Eyyub'dan, o Hüşeym'den, o Hüseyn'den, o da Ebû Malik'ten bize şunu dediğini haber verdi "Mü'minler'in hanımları geceleyin ihtiyaç defetmek için dışarı çıkıyorlardı. Münafıklar, onlara hem sarkıntılık yapıyor hem de eziyet ediyorlardı. Bunun üzerine bu âyet indi."[161]. 5- Süddî şöyle dedi "Medine evleri daracıktı. Bundan dolayı kadınlar, geceleyin defi hacet için dışarı çıkıyorlardı. Medine fasıklanndan bazıları da bu zamanlarda dışarı çıkıyorlar, başında örtü bulunan kadın gördüklerinde "Bu hür bir kadındır" diyorlar ve onu bırakıyorlardı. Başörtüsüz kadın gördüklerinde ise "Bu köle bir kadındır"deyip on*dan istekte bulunuyorlardı. Bundan dolayı Allah Teala bu âyeti indirdi."[162] 6- O zamanda evlerde tuvaletler olmadığını ve insanla*rın defi hacette bulunmak üzere meskûn mahallerin dışına, kırlara çıktıklarını da unutmamak gerekiyor.[163] 59. Ey O Peygamber, eşlerine, kızlarına ve mü 'minlerin kadınlarına söyle Üstlerine örtülerini alsınlar. Bu, onların tanınıp ta incitilmemeleri için daha elverişlidir. Allah Ğafûr, Rahim olandır. Ayetin nüzul sebebi ile ilgili rivayetler 1- Dahhâk'ten rivayette o şöyle anlatıyor Medine-i münevvere'de bazı müna*fıklar görünüşü ve elbisesi kötü bir kadına rastladılar mı onun hür mü yoksa cariye mi olduğunu ayırdedemez ve onu fahişe zannederek sarkıntılıkta bulunur ve böylece mü'min kadınlara eziyet verirlerdi. İşte bunun üzerine Allah Tealâ bu "Ey O Peygamber, hanımlarına, kızlarına ve mü'min hanımlara söyle..." âyet-i kerimesini indirdi.[164] 2- Süddî bunu biraz daha farklı anlatır Medine evleri dardı ve içlerinde tuva*let, defi hacet edecek mekânlar yoktu. Dolayısıyla kadınlar defi hacette bu*lunmak üzere geceleri çıkar kırlarda defi hacet eylerlerdi. Medine'de bazı gü*nahkâr Fâsık erkekler bunların peşine düşer, onları ta'ciz ederlerdi. Daha zi*yade cariyelerin peşine düşerlerdi. O zamanda hür kadınlar sokağa çıktıkları zaman üzerlerine bir üst elbise alırlar, cariyeler ise buna dikkat etmezlerdi. İşte bu fâsık erkekler sokakta üst elbisesi olan bir kadın gördüler mi "Bu hür bir ka*dın." deyip ona ilişmezler, üst elbisesi olmayan bir kadın gördüler mi ona sar*kıntılık ederlerdi. İşte bu gibi davranışlar üzerine bu âyet-i kerime nazil olmuş*tur.[165] 3- Ebu Salih'ten gelen bir rivayette ise yukardaki "Erkeklerin, kadınların pe*şine düşerek sarkıntılık ettikleri" şeklindeki bilgi yerine kapılarının önünde yani sokakta oturarak ip eğirdikleri ve yoldan geçen ümmehâtü'l-mü'minîn de bun*dan rahatsız oldukları ve bunun üzerine işte bu örtünme emrinin geldiği anlatıl*maktadır.[166] 4- Buhârî Âişe'den anlattı “Örtünme âyetleri indirildikten sonra, Sevde ihtiyacı için çıktı. -O cüsseli bir kadındı, kendisini tanıyandan gizlenmezdi- Onu Ömer gördü ve “Ey Sevde, vallahi bizden örtünmüyorsun, nasıl çıktığına bak.” dedi. Âişe “Sevde, sırtını dönerek Ömer'den ayrıldı. Rasûlullah benim evimde idi. Rasûlullah akşam yemeğini yiyordu, elinde etli kemik vardı. Sevde, Rasûlullah'ın yanına girdi ve “Ya Rasûlallah, ben bir ihtiyacım için çıkmıştım bana Ömer, şöyle şöyle, söyledi.” dedi.. Âişe “Allahü Teâlâ vahyini indirdi, Vahîy sırasında olan geçince, üzerinde et olan kemik hala Rasûlullah'in elinde idi, onu yere koymamıştı Rasulullah “Muhakkak ihtiyaçlarınız için çıkmağa size izin verildi.” buyurdu. [167] 5- İbn Sa'd'ın Tabakât'ında Ebu Mâlik'ten rivayetle tahric ettiği bir haberde o şöyle anlatıyor Hz. Peygamber sa'in hanımları geceleyin bazı ihtiyaçları için herhalde tuvalet ihtiyacı için olsa gerek dışarı çıkarlardı. Münafıklardan bazı*ları da onların önüne çıkar ve onları rahatsız ederlerdi. Hz. Peygamber sa'in hanımları bu durumdan şikâyetçi oldular da o münafıklara bunu yapmamaları söylendiğinde onlar "Biz bunu sadece cariyelere yapıyoruz." diyerek kendileri*ni müdafaa etmek istediler ve işte bunun üzerine bu "Ey O Peygamber, eşlerine, kızlarına ve mü'minlerin kadınlarına söyle Üstlerine örtülerini alsınlar. Bu, on*ların tanınıp ta incitilmemeleri için daha elverişlidir...." âyet-i kerimesi nazil oldu.[168] 6- Bunun benzerini, Hasan ve Muhammed İbni Ka'b Kurazî'den anlattı. [169] 7- Bu hadisenin Süddî ve Kelbî tarafından bir önceki âyet-i kerimenin nüzul sebebi olarak anlatıldığını da göz önünde bulundurursak bu iki âyet-i kerimenin aynı sebeple nazil olduğunu anlamak zor olmıyacaktır.[170] ========================= [1] Râzî. age. xxv,189 Kmtubî. age. XIV,76. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları 2/709. [2] Alûsî. age. XXII,31. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları 2/709. [3] İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi 2/523. [4] İsnadı yoktur. İmam Ebu’l-Hasen Ali bin Ahmed el-Vahidi, Esbâb-ı Nüzul, İhtar Yayıncılık 292. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları 2/709. Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü’l-Münir, Risale Yayınları 11/235-236. [5] Zemahşerî, age. 111,248; Kurtubî, age. XIV,77. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları 2/709. [6] Zemahşerî, age. 111,248; Suyûtî, Lübâbu'n-Nukûl, 11,60. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları 2/709. İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi 2/524. Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü’l-Münir, Risale Yayınları 11/235. [7] Zemahşerî, age. 111,248; Suyûtî, Lübâbu'n-Nukûl, 11,60. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları 2/710. İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi 2/524. [8] Kurtubî, age. XIV,77. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları 2/710. [9] Alûsî, age. XXI,143. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları 2/710. [10] Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları 2/710. [11] İsnadı yoktur. İmam Ebu’l-Hasen Ali bin Ahmed el-Vahidi, Esbâb-ı Nüzul, İhtar Yayıncılık 292; İbnu'l-Cevzî, Zâdu'l-Mesîr, 6/349; Muhammed Ali Es Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat 5/61. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları 2/711. Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü’l-Münir, Risale Yayınları 11/240-241. [12] Tirmizî, Tefsîru'l-Kur'ân, 33/1, hadis no 3199; Taberî, age. XXI,74; Ahmed ibn Hanbel, Müsned, 1,267-268. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları 2/710. İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi 2/525. Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü’l-Münir, Risale Yayınları 11/240. [13] İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi 2/525. Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü’l-Münir, Risale Yayınları 11/240. [14] Taberî, age. XXI,75. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları 2/ Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi 2/525. Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü’l-Münir, Risale Yayınları 11/240. [15] Taberî, age. XX1,75. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları 2/711. [16] İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi 2/526. Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü’l-Münir, Risale Yayınları 11/240. [17] İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi 2/526. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları 2/711. [18] Kurtubî, age. XIV,78. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları 2/711. [19] İsnadı yoklur. ed-Dürr 5/181. İmam Ebu’l-Hasen Ali bin Ahmed el-Vahidi, Esbâb-ı Nüzul, İhtar Yayıncılık 293. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları 2/711. Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü’l-Münir, Risale Yayınları 11/241. [20] Buhari; Tefsir 4782, Müslim; Fedailu’s-Sahabe 62/2425, Tirmizi; Tefsir 3209, Menakıb 3814, Nesai; Tefsir 416, Suyuti; ed-Dürr 5/181. Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü’l-Münir, Risale Yayınları 11/241. [21] İmam Ebu’l-Hasen Ali bin Ahmed el-Vahidi, Esbâb-ı Nüzul, İhtar Yayıncılık 293. Vahidî, age. s. 250. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları 2/712. İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi 2/526. [22] Âlusî, Ruhu'l-meânî, 21/151; Muhammed Ali Es Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat 5/61. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları 2/712. [23] Taberî, age. V,34. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları 2/712. [24] Suyûtî, Lubâbu'n-Nukûil II,.62-63. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları 2/713. İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi 2/527-528. Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü’l-Münir, Risale Yayınları 11/270. [25] Taberî, age. Ahmed ibn Hanbel, Musned, Vahidî, age s. 71-72. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları 2/714-715. İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi 2/529-530. [26] Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü’l-Münir, Risale Yayınları 11/269. [27] Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları 2/715. İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi 2/530. [28] Suyutî, Lübâbu'n-Nukûl, II,65. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları 2/715. İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi 2/530. [29] Bak el-Câmiu li-Ahkâmi'1-Kur'ân, XIV,97. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları 2/715. [30] Taberî, age. XXI,86. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları 2/715. İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi 2/529. [31] Taberî, age. XXI,86. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları 2/715. İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi 2/530. [32] Suyûtî, Lübâbu'n-Nukûl, II,65. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları 2/715. [33] Taberî, age. XXI,87. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları 2/716. [34] Taberî, age. XXI,89. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları 2/716. [35] Burnunu, ağzını ve kulaklanni kesmek. [36] Buhârî, Cihâd, 12, Müslim; İmare 148/1903, Tirmizi; Tefsir 3200, Nesai; Tefsir 422, İbn Cerir 21/93, Ahmed; Müsned 3/194, 201, 253, Suyuti; ed-Dürr 5/190. [37] İmam Ebu’l-Hasen Ali bin Ahmed el-Vahidi, Esbâb-ı Nüzul, İhtar Yayıncılık 293-294. Muhammed Ali Es Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat 5/80. İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi 2/531. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları 2/717. Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü’l-Münir, Risale Yayınları 11/270. [38] Buharı; Tefsir 33/3 4783. İmam Ebu’l-Hasen Ali bin Ahmed el-Vahidi, Esbâb-ı Nüzul, İhtar Yayıncılık 294. [39] İmam Ebu’l-Hasen Ali bin Ahmed el-Vahidi, Esbâb-ı Nüzul, İhtar Yayıncılık 294. [40] Ahmed Abdurrahman el-Bennâ. Minhatu'l-Ma'bûd fî Tertibi Musnedi't-Tayâlisî Ebî Dâvûd, 11,22; Buhârî, Cihâd, 12; Müslim, İmâra, 148; Ahmed ibn Hanbel, Müsned. 111,201. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları 2/717. [41] Taberî, age. XX1,93. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları 2/717. [42] Tirnıizî. Tel'sîru'l-Kur'ân, 33/2-3, hadis no 3200, 3201. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları 2/717. [43] Vahidî, age. s. 250-251. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları 2/717. [44] Buhârî, Tefsîru'l-Kur'ân, 33/3. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları 2/718. [45] İbnu'l-Esîr, Usdu'1-Gâbe, Kahire tarihsiz Dâru'ş-Şa'b, V,182. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları 2/718. [46] Zemahşerî, age. 111,256. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları 2/718. [47] İmam Ebu’l-Hasen Ali bin Ahmed el-Vahidi, Esbâb-ı Nüzul, İhtar Yayıncılık 294. [48] Ukeyl, İsmail b. Yahya'yı tanımıyor. İmam Ebu’l-Hasen Ali bin Ahmed el-Vahidi, Esbâb-ı Nüzul, İhtar Yayıncılık 294. [49] Mürsel hadistir. İmam Ebu’l-Hasen Ali bin Ahmed el-Vahidi, Esbâb-ı Nüzul, İhtar Yayıncılık 294. [50] Alûsî, age. XXI,182. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları 2/718. [51] Buhârî, Mezâlim, 25; Tefsîru'1-Kur'.ân, Tahrîm, 66/2; Tirmizî, Tefsîru'l-Kur'ân, Tahrîm, 66/1, hadis no 3318; Ahmed ibn Hanbel, Müsned, 133. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları 2/719-721. [52] Buhârî, Mezâlim, 25. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları 2/721. [53] Lbnu’l-Cevzî, Zâdu'l-Mesîr, 11,145. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları 2/721. [54] Bak Müslim. Talâk, 30. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları 2/721. [55] Ahmed ibn Hanbei, Müsned, 111,328. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları 2/722. Muhtasar-ı İbn Kesir, 3/92; Muhammed Ali Es Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat 5/79. İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi 2/532. Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü’l-Münir, Risale Yayınları 11/297-298. [56] Tirmizî, Tefsîru'l-Kur'ân, Ahzâb. 33/6, hadis no 3204. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları 2/722. [57] İsnadı zayıftır. İbn Cerir 22/5, Suyuti; ed-Dürr 5/198. İmam Ebu’l-Hasen Ali bin Ahmed el-Vahidi, Esbâb-ı Nüzul, İhtar Yayıncılık 295. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları 2/723. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları 2/723. [58] Taberî, age. XXII,5. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları 2/723. [59] Taberî, age. XXII,7; İbn Kesir, Tefsîru'1-Kur'âni'l-Azîm, Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları 2/723. [60] İsnadı zayıftır. Tirmizi; Tefsir 3205, Menakıb 3787, Hakim; Müstedrek 2/4l6, 3/146. İmam Ebu’l-Hasen Ali bin Ahmed el-Vahidi, Esbâb-ı Nüzul, İhtar Yayıncılık 295. [61] Zayıf hadistir. ed-Dürr 5/198. Bu ayetin Rasulullah hanımları için indiği rivayeti de vardır. İmam Ebu’l-Hasen Ali bin Ahmed el-Vahidi, Esbâb-ı Nüzul, İhtar Yayıncılık 295. [62] Mürsel hadistir. İbn Cerir 22/7, ed-Dürr 5/198. İmam Ebu’l-Hasen Ali bin Ahmed el-Vahidi, Esbâb-ı Nüzul, İhtar Yayıncılık 295. [63] Taberî, age. XXII,7. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları 2/723. [64] Mûrsel hadistir. İmam Ebu’l-Hasen Ali bin Ahmed el-Vahidi, Esbâb-ı Nüzul, İhtar Yayıncılık 296. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları 2/724. [65] Mürsel hadistir. ed-Dürr 5/200. İmam Ebu’l-Hasen Ali bin Ahmed el-Vahidi, Esbâb-ı Nüzul, İhtar Yayıncılık 296. Taberî, age. XXII,8. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları 2/724. İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi 2/534. Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü’l-Münir, Risale Yayınları 11/318. [66] Tirmizî, Tefsînı'l-Kur'ân, Ahzâb, 33/14, hadis no 3211. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları 2/724. İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi 2/533.. Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü’l-Münir, Risale Yayınları 11/318. [67] İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi 2/533-534. Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü’l-Münir, Risale Yayınları 11/318. [68] Abduifettâh el-Kâdî, Esbâbu'n-Nüzûl, s. 62. Benzer bir rivayet için bak Ahmed ibn Hanbel, Müsned, Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları 2/724. [69] Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü’l-Münir, Risale Yayınları 11/318. [70] Vahidî, age. s. 104; İbnu'l-Cevzî, age. 11,69. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları 2/724. [71] Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları 2/724. [72] Tirmizî, Tefsîru'l-Kur'ân, 4/9, hadis no 3023. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları 2/724. [73] Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları 2/724. [74] Taberî, age. XXII,9. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları 2/724. İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi 2/535. [75] Kurtubî 14/187; Muhammed Ali Es Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat 5/89. [76] İbn Kesîr, age. VI,417. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları 2/724. Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü’l-Münir, Risale Yayınları 11/327. [77] Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları 2/724. İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi 2/535. Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü’l-Münir, Risale Yayınları 11/327. [78] Taberî, age. XXII,9. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları 2/725. [79] Taberî, age. XXII,10. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları 2/725. İbn Ebi Hatim; İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi 2/535. Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü’l-Münir, Risale Yayınları 11/328. [80] Buhârî, Tefsîru'l-Kur'ân, 33/6. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları 2/726. Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü’l-Münir, Risale Yayınları 11/328. [81] Abdulfettâh ei-Kâdî, Esbâbu'n-Nüzûl, s. 62. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları 2/726. [82] Timüzî, Tefsîm'i-Kur'ân, Ahzâb, 33/9, hadis no 3207. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları 2/726. [83] Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları 2/727. Hakim; İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi 2/536. [84] Tirmizî, Tefsîru'l-Kur'ân, Ahzâb, 33/16, hadis no 3213. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları 2/727. [85] Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü’l-Münir, Risale Yayınları 11/328. [86] Ahmed ibn Hanbel, Müsned, 111,195-196. Ayrıca bak Müslim, Nikâh, 89, 93,95. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları 2/727-728. [87] İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi 2/536-537. Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü’l-Münir, Risale Yayınları 11/328. [88] Taberî, age. XXII,12-I3. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları 2/728. [89] Tirmizi; Kurtubi, el-Câmiu li-Ahkâmi'l-Kurân, XIV,127. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları 2/728. İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi 2/538. Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü’l-Münir, Risale Yayınları 11/329. [90] Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları 2/728. [91] Mürsel hadistir. İmam Ebu’l-Hasen Ali bin Ahmed el-Vahidi, Esbâb-ı Nüzul, İhtar Yayıncılık 300; İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi 2/538-539. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları 2/728. Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü’l-Münir, Risale Yayınları 11/341. [92] Kurtubî, age. XIV,128. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları 2/728. [93] Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları 2/728. [94] Lübâbu'n-Nukul, II,73; Alûsî, Ruhu'l-Maânî, XXVI,9. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları 2/729. [95] İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi 2/539-540. Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü’l-Münir, Risale Yayınları 11/346. [96] İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi 2/540. Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü’l-Münir, Risale Yayınları 11/347. [97] Tirmizî, Tefsîm'i-Kurân, Ahzâb, 33/17, hadis no 3214. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları 2/729-730. Hakim, İbn Ebi Hatim; İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi 2/541. Tirmizi hasen, Hakim sahih dedi. Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü’l-Münir, Risale Yayınları 11/360. [98] Suyûtî, Lübâbu'n-Nukûl, 11,75. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları 2/730. İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi 2/541. Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü’l-Münir, Risale Yayınları 11/360. [99] Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü’l-Münir, Risale Yayınları 11/360-361. [100] Suyûtî, Lübâbu'n-Nukûl, 11,75. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları 2/730. İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi 2/541-542. Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü’l-Münir, Risale Yayınları 11/360-361. [101] İmam Ebu’l-Hasen Ali bin Ahmed el-Vahidi, Esbâb-ı Nüzul, İhtar Yayıncılık 296. [102] İmam Ebu’l-Hasen Ali bin Ahmed el-Vahidi, Esbâb-ı Nüzul, İhtar Yayıncılık 296. [103] Yani Rasulullah kendisiyle beraber olma sırası. [104] Buhari; Tefsir 4789, Müslim; Talak 23/1476, Ebıı Davud; Nikâh 2136. [105] İmam Ebu’l-Hasen Ali bin Ahmed el-Vahidi, Esbâb-ı Nüzul, İhtar Yayıncılık 297. [106] İsnadı yoktur. ed-Dürr; 5/210. İmam Ebu’l-Hasen Ali bin Ahmed el-Vahidi, Esbâb-ı Nüzul, İhtar Yayıncılık 297. [107] Buhari; Tefsir 4788, Müslim; er-Rada'; 49/1464, Nesai; Nikâh 6/54, Hakim; Müstedrek 2/436. [108] İmam Ebu’l-Hasen Ali bin Ahmed el-Vahidi, Esbâb-ı Nüzul, İhtar Yayıncılık 297. İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi 2/543. [109] İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi 2/543. Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü’l-Münir, Risale Yayınları 11/361. [110] Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü’l-Münir, Risale Yayınları 11/360-361. [111] Suyûtî, Lubâbu'n-Nukul, II,76. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları 2/731. İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi 2/543-544. [112] Bu konuda daha fazla bilgi ve farklı görüşler için bak İbn Kesir, Tefsîru'1-Kur'âni'l-Azîm, Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları 2/731. [113] Bak; el-Câmiu li-Ahkâmi'1-Kur'ân, XIV,142. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları 2/731. [114] Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları 2/732. [115] Buhari; Tefsir 4791, el-İsti’zan 6239, 6271, Müslim; Nikâh 92/1428, Nesai; Tefsir 440, Beyhaki; Sünen 7/87. İmam Ebu’l-Hasen Ali bin Ahmed el-Vahidi, Esbâb-ı Nüzul, İhtar Yayıncılık 297-298. Muhammed Ali Es Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat 5/103. [116] Buhari; Tefsir 4791, el-İsti’zan 6239, 6271, Müslim; Nikâh 92/1428, Nesai; Tefsir 440, Beyhaki; Sünen 7/87. İmam Ebu’l-Hasen Ali bin Ahmed el-Vahidi, Esbâb-ı Nüzul, İhtar Yayıncılık 298. İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi 2/546-547. Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü’l-Münir, Risale Yayınları 11/378. [117] Tirmizi; Tefsir 3217, İbn Cerir 22/28. İmam Ebu’l-Hasen Ali bin Ahmed el-Vahidi, Esbâb-ı Nüzul, İhtar Yayıncılık 298. İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi 2/547. Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü’l-Münir, Risale Yayınları 11/378. [118] Buharı; Tefsir 33/8 4790. Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü’l-Münir, Risale Yayınları 11/379. [119] İmam Ebu’l-Hasen Ali bin Ahmed el-Vahidi, Esbâb-ı Nüzul, İhtar Yayıncılık 298. Muhammed Ali Es Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat 5/103. [120] Vahidî, age. s. 220. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları 2/732-733. [121] Taberi age. XXII,29. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları 2/733. [122] Bak Suyûtî, Lübâbu'n-Nukûl, 11,82-83. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları 2/733. [123] Buhârî, Tefsîru'l-Kur'ân, 33/8; Taberî, age. XXI1,27. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları 2/733-734. [124] Tirmizî, Tefsîru'l-Kur'ân, Ahzâb, 33/21, hadis no 3218; Müslim, Nikâh, 94; Neseî, Nikâh, 84, hadis no 3385. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları 2/734. [125] Buhârî, Tefsîru'l-Kur'ân, 33/8. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları 2/735. [126] Tirmizî, Tefsîru'l-Kur'ân, Ahzâb, 33/20, hadis no 3217. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları 2/735. [127] Mürsel hadistir. Nesai; Tefsir 439. İmam Ebu’l-Hasen Ali bin Ahmed el-Vahidi, Esbâb-ı Nüzul, İhtar Yayıncılık 298. [128] Taberî, age. XXII,28. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları 2/735. [129] Suyûtî, Lübâbu'n-Nukûl, II,78. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları 2/735. Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü’l-Münir, Risale Yayınları 11/379. [130] Taberî, age. XXII,29. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları 2/735. [131] Kurtubî, age. XIV,144. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları 2/735. [132] Suyûtî, Lübâbu'n-Nukûl, Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları 2/735. İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi 2/547. Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü’l-Münir, Risale Yayınları 11/379. [133] Suyûtî, Lübâbu'n-Nukûl, Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları 2/735. İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi 2/547. Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü’l-Münir, Risale Yayınları 11/379. [134] Suyûtî, Lübâbu'n-Nukûi, 11,79. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları 2/736. İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi 2/547-548. [135] İbn Cüzeyy, Teshil, 3/142 İbn Cüzeyy şöyle der Enes'ten nakledilen ilk görüş daha meşhurdur. İbn Abbas'in görüşü ise, âyetteki, kendilerine izin verilinceye kadar içeri girrneyi yasaklayan bölüm hakkındadır. Muhammed Ali Es Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat 5/103. [136] Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü’l-Münir, Risale Yayınları 11/380. [137] Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü’l-Münir, Risale Yayınları 11/380. [138] Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü’l-Münir, Risale Yayınları 11/380. [139] Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü’l-Münir, Risale Yayınları 11/380. [140] Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü’l-Münir, Risale Yayınları 11/381. [141] İsnadı yoktur. ed-Dürr 5/214. İmam Ebu’l-Hasen Ali bin Ahmed el-Vahidi, Esbâb-ı Nüzul, İhtar Yayıncılık 298. İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi 2/548. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları 2/736. [142] Suyûtî, Lübâbu'n-Nukûl, 11,80. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları 2/736. İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi 2/548. [143] İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi 2/549. Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü’l-Münir, Risale Yayınları 11/380. [144] İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi 2/548. Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü’l-Münir, Risale Yayınları 11/380. [145] Suyûtî, Lübâbu'n-Nukul, II,81. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları 2/736. İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi 2/546-549. Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü’l-Münir, Risale Yayınları 11/381. [146] Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları 2/736. [147] Kurtubî, age. XIV,147. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları 2/736. [148] Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları 2/736-737. [149] Kurtubî, age. XIV,148. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları 2/737. [150] Ahmed; Müsned 1/244. İmam Ebu’l-Hasen Ali bin Ahmed el-Vahidi, Esbâb-ı Nüzul, İhtar Yayıncılık 299. Vahidî, age. s. 255. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları 2/737. [151] Bakınız Esbâb-ı Nüzul, tahkikli baskı, s. 375. İmam Ebu’l-Hasen Ali bin Ahmed el-Vahidi, Esbâb-ı Nüzul, İhtar Yayıncılık 299. [152] Bakınız Esbâb-ı Nüzul, tahkikli baskı, s. 375. [153] İmam Ebu’l-Hasen Ali bin Ahmed el-Vahidi, Esbâb-ı Nüzul, İhtar Yayıncılık 299-300. [154] Müslim; Salat 70/408, Ebu Davud Salat 1530, Nesai; Salat 3/50. İmam Ebu’l-Hasen Ali bin Ahmed el-Vahidi, Esbâb-ı Nüzul, İhtar Yayıncılık 300. [155] Taberî. age. XXH,32. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları 2/737. İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi 2/549. Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü’l-Münir, Risale Yayınları 11/391. [156] İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi 2/549. Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü’l-Münir, Risale Yayınları 11/391. [157] İsnadı yoktur. İmam Ebu’l-Hasen Ali bin Ahmed el-Vahidi, Esbâb-ı Nüzul, İhtar Yayıncılık 300. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları 2/738. Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü’l-Münir, Risale Yayınları 11/391. [158] Mürsel hadistir. İmam Ebu’l-Hasen Ali bin Ahmed el-Vahidi, Esbâb-ı Nüzul, İhtar Yayıncılık 300. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları 2/738. Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü’l-Münir, Risale Yayınları 11/391. [159] Mürsel hadistir. İmam Ebu’l-Hasen Ali bin Ahmed el-Vahidi, Esbâb-ı Nüzul, İhtar Yayıncılık 301. Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü’l-Münir, Risale Yayınları 11/391. [160] İmam Ebu’l-Hasen Ali bin Ahmed el-Vahidi, Esbâb-ı Nüzul, İhtar Yayıncılık 301. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları 2/738. [161] Mürsel hadistir. ed-Dürr 5/221. İmam Ebu’l-Hasen Ali bin Ahmed el-Vahidi, Esbâb-ı Nüzul, İhtar Yayıncılık 301. Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü’l-Münir, Risale Yayınları 11/391. [162] Mürsel hadistir. ed-Dürr 5/222. İmam Ebu’l-Hasen Ali bin Ahmed el-Vahidi, Esbâb-ı Nüzul, İhtar Yayıncılık 301. Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü’l-Münir, Risale Yayınları 11/391. [163] Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları 2/738. [164] Taberî, Câmiu'l-Beyân, XVIII,127. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları 2/738-739. [165] Vahidî, age. s. 257. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları 2/739. İbnu'l-Cevzî, Zâdu'l-mesîr, 6/422; Muhammed Ali Es Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat 5/103. [166] Taberî, age. XXII,34. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları 2/739. [167] İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi 2/551. Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü’l-Münir, Risale Yayınları 11/401. [168] Suyûtî, Lübâbu'n-Nukûl, 11,83-84. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları 2/739. Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü’l-Münir, Risale Yayınları 11/402. [169] İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi 2/551. [170] Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları 2/739.
وَاعْتَصِمُوا بِحَبْلِ اللَّهِ جَمِيعًا وَلَا تَفَرَّقُوا ۚ وَاذْكُرُوا نِعْمَتَ اللَّهِ عَلَيْكُمْ إِذْ كُنْتُمْ أَعْدَاءً فَأَلَّفَ بَيْنَ قُلُوبِكُمْ فَأَصْبَحْتُمْ بِنِعْمَتِهِ إِخْوَانًا وَكُنْتُمْ عَلَىٰ شَفَا حُفْرَةٍ مِنَ النَّارِ فَأَنْقَذَكُمْ مِنْهَا ۗ كَذَٰلِكَ يُبَيِّنُ اللَّهُ لَكُمْ آيَاتِهِ لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ Va’tesumu bi hablillahi cemıav ve la teferraku vezküru nı’metellahi aleyküm iz küntüm a’daen fe ellefe beyne kulubiküm fe asbahtüm bi nı’metihı ıhvana ve küntüm ala şefahufratim minen nari fe enkazeküm minha kezalike yübeyyinüllahü le küm ayatihı lealleküm tehtedun Kelime Okunuşu Anlamı Kökü وَاعْتَصِمُوا veǎ’teSimū ve yapışın تَفَرَّقُوا teferraḳū ayrılmayın وَاذْكُرُوا veƶkurū ve hatırlayın نِعْمَتَ niǎ’mete ni’metini عَلَيْكُمْ ǎleykum size olan كُنْتُمْ kuntum siz idiniz أَعْدَاءً eǎ’dā`en birbirinize düşman فَأَلَّفَ feellefe Allah uzlaştırdı قُلُوبِكُمْ ḳulūbikum kalblerinizin فَأَصْبَحْتُمْ feeSbeHtum haline geldiniz بِنِعْمَتِهِ biniǎ’metihi O’un ni’metiyle إِخْوَانًا iḣvānen kardeşler وَكُنْتُمْ ve kuntum siz bulunuyordunuz حُفْرَةٍ Hufratin bir çukurun فَأَنْقَذَكُمْ feenḳaƶekum Allah sizi kurtardı يُبَيِّنُ yubeyyinu açıklıyor ايَاتِهِ āyātihi ayetlerini لَعَلَّكُمْ leǎllekum umulur ki تَهْتَدُونَ tehtedūne yola gelirsiniz Abdulbaki Gölpınarlı Abdulbaki Gölpınarlı Hep birden Allah’ın ipine sımsıkı sarılın, bölük bölük olmayın ve anın Allah’ın size verdiği nîmeti, anın o zamanı ki düşmandınız birbirinize, kalplerinizi uzlaştırdı, nîmetiyle kardeş oldunuz. İçinde ateş dolu bir çukurun tam kenarındaydınız, sizi kurtardı oradan. Allah, doğru yolu bulursunuz diye delillerini böyle açıklar işte. Abdullah Parlıyan Abdullah Parlıyan Hepiniz birden Allah’ın ipine yani Allah’ın kitabına sımsıkı sarılın, sakın ayrılıp bölünerek kitap bir yerde siz bir yerde olmayın. Allah’ın size verdiği nimetlerini hatırlayın. Siz birbirinize düşman iken, kalplerinizi nasıl uzlaştırdı da O’nun bu nimeti sayesinde kardeşler oldunuz. Siz ateşten bir çukurun kenarında bulunuyordunuz da, sizi ondan kurtardı. İşte cennete götüren doğru yolu bulasınız diye, Allah ayetlerini böylece açıklar. Adem Uğur Adem Uğur Hep birlikte Allah’ın ipine İslâm’a sımsıkı yapışın; parçalanmayın. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın Hani siz birbirinize düşman kişiler idiniz de O, gönüllerinizi birleştirmişti ve O’nun nimeti sayesinde kardeş kimseler olmuştunuz. Yine siz bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi O kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle açıklar ki doğru yolu bulasınız. Ahmed Hulusi Ahmed Hulusi Hep birlikte varlığınızdaki Esmâ hakikatine uzanan Allâh ipine sarılın ve ayrılığa düşmeyin. Üstünüzdeki Allâh nimetini hatırlayın. Hani sizler düşman idiniz de, şuurlarınızda aynı idrakı oluşturarak sizi bir araya getirdi; O’nun sizde açığa çıkan bu nimeti sayesinde kardeş oldunuz. Siz ateşten bir çukurun tam kenarındaydınız; kurtardı sizi o ateşten. İşte böylece, hakikate eresiniz diye, Allâh size işaretlerini açıklıyor. Ahmet Varol Ahmet Varol Hep birlikte Allah’ın ipine sarılın ve ayrılığa düşmeyin. Allah’ın size olan nimetini anın. Hani siz birbirinize düşmandınız Allah gönüllerinizi birbirine yaklaştırdı da O’nun nimetiyle kardeşler oldunuz. Bir ateş çukurunun kenarında idiniz Allah sizi oradan kurtardı. Doğru yola erişmeniz için Allah size ayetlerini böyle açıklıyor. Ali Bulaç Ali Bulaç Allah’ın ipine hepiniz sımsıkı sarılın. Dağılıp ayrılmayın. Ve Allah’ın sizin üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani siz düşmanlar idiniz. O, kalplerinizin arasını uzlaştırıp-ısındırdı ve siz O’nun nimetiyle kardeşler olarak sabahladınız. Yine siz, tam ateş çukurunun kıyısındayken, oradan sizi kurtardı. Umulur ki hidayete erersiniz diye, Allah, size ayetlerini böyle açıklar. Ali Fikri Yavuz Ali Fikri Yavuz Elbirlik Allah’ın dinine şeriatına sımsıkı sarılın. Birbirinizden ayrılıp dağılmayın. Allah’ın üzerinizdeki İslâm nimetini düşünün ki, cahiliyet devrinde birbirinize düşmanlar iken o, sizin kalbleriniz arasında üflet yakınlık ve sıcaklık meydana getirdi de onun nimeti sayesinde din kardeşleri oldunuz. Hem siz ateşten bir çukurun tam kenarında bulunuyordunuz da Allah, İslâmınız sebebiyle o ateşe cehenneme düşmekten sizi kurtardı. İşte Allah size âyetlerini böylece açıklıyor ki, doğru yola eresiniz. Bayraktar Bayraklı Bayraktar Bayraklı Topluca Allah`ın ipine sımsıkı sarılınız, ayrılığa düşmeyiniz, Allah`ın size olan nimetini hatırlayınız; hani birbirinize düşmandınız da, O kalplerinizi kaynaştırdı ve O`nun lütfu ile kardeş oldunuz. Ateşli bir çukurun kenarındayken, ondan sizi O kurtardı. İşte Allah, âyetlerini size böyle açıklıyor ki doğru yolu bulasınız. Bekir Sadak Bekir Sadak Toptan Allah’in ipine sarilin, ayrilmayin. Allah’in size olan nimetini anin Dusmandiniz, kalblerinizin arasini uzlastirdi da onun nimeti sayesinde kardes oldunuz. Bir ates cukurunun kenarinda idiniz, sizi oradan kurtardi. Allah, dogru yola erisesiniz diye size boylece ayetlerini aciklar. Celal Yıldırım Celal Yıldırım Hepiniz birden Allah’ın ipine sımsıkı sarılın, sakın ayrılıp bölünmeyin. Allah’ın üzerinizdeki nîmetini anın; hani bir zamanlar birbirinize düşmandınız, kalbleriniz arasını uzlaştırdı da, O’nun bu nimeti sayesinde kardeş oldunuz. Ateşten bir çukur kenarına geldiniz de Allah sizi ondan kurtardı. Doğru yolda yürüyesiniz diye Allah size böylece âyetlerini açıklar. Cemal Külünkoğlu Cemal Külünkoğlu Hep birlikte Allah`ın ipine İslam`a/Kur`an`a sımsıkı tutunun hayatınızı ona göre düzenleyin ve İslam`la çelişen davranışlarınızla gruplara ayrılarak birbirinizden kopmayın! Allah`ın üzerinizdeki İslâm nimetini düşünün ki, cahiliyet devrinde birbirinize düşmanlar iken o, sizin kalpleriniz arasında ülfet yakınlık meydana getirdi de onun nimeti sayesinde din kardeşleri oldunuz. Hem siz ateşten bir çukurun tam kenarında bulunuyordunuz da oraya düşmekten sizi İslam ile O kurtardı. İşte Allah size âyetlerini böylece açıklıyor ki, doğru yola eresiniz. Diyanet İşleri Diyanet İşleri Hep birlikte Allah’ın ipine Kur’an’a sımsıkı sarılın. Parçalanıp bölünmeyin. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani sizler birbirinize düşmanlar idiniz de O, kalplerinizi birleştirmişti. İşte O’nun bu nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz. Yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarında idiniz de O sizi oradan kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle apaçık bildiriyor ki doğru yola eresiniz. Diyanet Vakfı Diyanet Vakfı Hep birlikte Allah’ın ipine İslâm’a sımsıkı yapışın; parçalanmayın. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın Hani siz birbirinize düşman kişiler idiniz de O, gönüllerinizi birleştirmişti ve O’nun nimeti sayesinde kardeş kimseler olmuştunuz. Yine siz bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi O kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle açıklar ki doğru yolu bulasınız. Edip Yüksel Edip Yüksel ALLAH’ın ipine topluca sımsıkı sarılın; ayrılığa düşmeyin. ALLAH’ın size olan nimetini anımsayın. Siz birbirinize düşmanlar idiniz de kalplerinizi birleştirdi ve O’nun nimeti sayesinde kardeşler oldunuz. Bir ateş çukurunun kenarında idiniz, sizi ondan kurtardı. Yola gelesiniz diye ALLAH ayetlerini böyle açıklıyor. Elmalılı Hamdi Yazır Elmalılı Hamdi Yazır Hep birlikte Allah’ın ipine kitabına, dinine sımsıkı sarılın. Parçalanıp ayrılmayın. Allah’ın üzerinizdeki nimetini düşünün. Hani siz birbirinize düşmanlar idiniz de, O, kalplerinizi birleştirmişti. İşte O’nun bu nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz. Yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi O kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle apaçık bildiriyor ki, doğru yola eresiniz. Fizil-al il Kuran Fizil-al il Kuran Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılınız sakın ayrılığa düşmeyiniz, Allah’ın size bağışladığı nimeti hatırlayınız. Hani bir zamanlar düşman olduğunuz halde O, kalplerinizi uzlaştırdı da O’nun bu nimeti sayesinde kardeş oldunuz. Hani siz bir ateş kuyusunun tam kenarındayken O sizi oraya düşmekten kurtardı. Allah size ayetlerini işte böyle açık açık anlatır ki, doğru yolu bulasınız. Gültekin Onan Gültekin Onan Tanrı’nın ipine hepiniz sımsıkı sarılın. Dağılıp ayrılmayın. Ve Tanrı’nın sizin üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani siz düşmanlar idiniz. O, kalplerinizin arasını uzlaştırıp ısındırdı ve siz O’nun nimetiyle kardeşler olarak sabahladınız. Yine siz, tam ateş çukurunun kıyısındayken oradan sizi kurtardı. Umulur ki hidayete erersiniz diye Tanrı, size ayetlerini böyle açıklar. Harun Yıldırım Harun Yıldırım Hep birlikte Allah’ın ipine sarılın, ayrılmayın! Allah’ın üzerinizdeki nimetini de hatırlayın; hani siz düşmanlar idiniz de kalplerinizin arasını böylece birleştirdi. O’nun nimetiyle kardeşler oldunuz. Siz ateşten bir çukurun kenarındaydınız da sizi oradan kurtardı. Allah size ayetlerini işte böyle iyice açıklıyor ki hidayete eresiniz!.. Hasan Basri Çantay Hasan Basri Çantay Hepiniz, topdan sımsıkı Allah'ın ipine sarılın. Parçalanıb ayrılmayın. Allahın, üzerinizdeki nimetini düşünün. Hani siz birbirinizin düşmanlar ı idiniz de O, kalblerinizi İslama ısındırıb birleşdirmişdi. İşte Onun bu nimeti sayesinde dîn kardeşler i olmuşdunuz ve yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi O kurtarmışdı. İşte Allah size âyetlerini böylece apaçık bildiriyor. Tâki doğru yola eresiniz. Hayrat Neşriyat Hayrat Neşriyat O hâlde hep birlikte Allah`ın ipine Kur`ân`a sımsıkı sarılın ve parçalanmayın!Hem Allah`ın size olan ni`metini hatırlayın! Hani siz birbirinize düşmanlar idiniz de Allahkalblerinizin arasını İslâm ile birleştirdi; böylece O`nun ni`meti sâyesinde kardeşler oldunuz. Hem ateşten bir çukurun kenarında küfür içinde idiniz de sizi oradan kurtardı. Allah, size âyetlerini böyle açıklar, tâ ki hidâyete eresiniz. İbn-i Kesir İbn-i Kesir Topluca Allah’ın ipine sarılın, ayrılmayın. Ve Allah’ın üzerindeki nimetini hatırlayın. Hani, siz; düşman idiniz de O, kalblerinizin arasını uzlaştırdı da, O’nun nimeti sayesinde kardeş oldunuz. Siz; bir ateş uçurumunun tam kenarında iken, sizi oradan doğru yola eresiniz diye kurtardı. Alah ayetlerini size işte böylece açıklar. İlyas Yorulmaz İlyas Yorulmaz Allah’ın gönderdiği kitabına ipine sımsıkı sarılın, aranızda ayrılığa düşmeyin, Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani bir zamanlar siz kendi aranızda birbirlerinize düşmanlardınız, sonra Allah kalplerinizi birbirinize ısındırdı da kardeşler olmuştunuz ve siz o zamanlar ateşten bir uçurumun kenarında müşrik veya ehli kitaptan idiniz ve Allah bu durumdan sizi kurtarmıştı. Allah ayetlerini böyle açıklıyor ki, belki doğru yola girersiniz. İskender Ali Mihr İskender Ali Mihr Ve hepiniz, Allah’ın ipine sımsıkı tutunun, fırkalara ayrılmayın! Ve Allah’ın sizin üzerinizdeki nimetini hatırlayın; siz birbirinize düşman olmuştunuz. Sonra sizin kalplerinizin arasını birleştirdi, böylece Allah’ın nimeti ile kardeşler oldunuz. Ve siz ateşten bir çukurun kenarında iken sizi ondan kurtardı. İşte Allah, âyetlerini size böyle açıklıyor. Umulur ki böylece siz hidayete erersiniz. Kadri Çelik Kadri Çelik Toptan Allah’ın ipine sarılın da ayrılmayın. Allah’ın size olan nimetini anın. Hani düşmandınız, kalplerinizin arasını uzlaştırdı da onun nimeti sayesinde kardeşler oldunuz. Bir ateş çukurunun kenarında idiniz de sizi oradan kurtardı. Allah, hidayete erişesiniz diye size ayetlerini böylece açıklar. Muhammed Esed Muhammed Esed Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı tutunun ve birbirinizden kopmayın. Ve Allah’ın size verdiği nimetleri hatırlayın Siz birbirinize düşman iken kalplerinizi nasıl uzlaştırdı da O’nun lütfu ile kardeş oldunuz; ve ateşli bir uçurumun kenarında iken sizi ondan nasıl korudu. Bu şekilde Allah mesajlarını size açıklar ki hidayet bulasınız, Mustafa İslamoğlu Mustafa İslamoğlu Hep birlikte Allah`ın ipine sımsıkı yapışın ve birbirinizden ayrılmayın! Ve Allah`ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın Hani siz birbirinize düşman iken kalplerinizin arasını uzlaştırdı da, O`nun lutfu sayesinde kardeşler oldunuz; ve siz ateşten bir çukurun kenarındaydınız da, sizi oradan kurtardı! İşte bu şekilde Allah size mesajlarını açıklar ki doğruyu bulasınız. Ömer Nasuhi Bilmen Ömer Nasuhi Bilmen Ve hepiniz Allah Teâlâ’nın ipine sımsıkı sarılınız ve birbirinizden ayrılmayınız. Ve Allah Teâlâ’nın üzerinizde olan nîmetini de yâdediniz ki, siz birbirinize düşmanlar iken sonra Allah Teâlâ kalplerinizi birleştirdi de O’nun nîmeti sebebiyle kardeşler oluverdiniz de sizler ateşten bir çukur kenarında iken sizi ondan çekip kurtardı. İşte Allah Teâlâ âyetlerini sizlere açıklar, tâ ki hidâyete erebilesiniz. Ömer Öngüt Ömer Öngüt Hepiniz topluca sımsıkı Allah’ın ipine sarılın, parçalanıp ayrılmayın. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani siz birbirinize düşman idiniz. Allah gönüllerinizi birleştirmiş ve O’nun nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz. Siz bir ateş çukurunun tam kenarında iken, oradan da sizi O kurtarmıştı. İşte Allah, doğru yolu bulasınız diye size âyetlerini böyle açıklıyor. Sadık Türkmen Sadık Türkmen Hep birlikte Allah’ın ipine Kur’an’a sımsıkı sarılın. Parçalanıp bölünmeyin. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani sizler birbirinize düşmanlar idiniz de, O, kalplerinizi birleştirmişti. İşte O’nun bu nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz. Yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarında idiniz de O sizi oradan kurtarmıştı. İşte Allah size ayetlerini böyle apaçık bildiriyor ki, doğru yola eresiniz. Seyyid Kutub Seyyid Kutub Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılınız sakın ayrılığa düşmeyiniz, Allah’ın size bağışladığı nimeti hatırlayınız. Hani bir zamanlar düşman olduğunuz halde O, kalplerinizi uzlaştırdı da O’nun bu nimeti sayesinde kardeş oldunuz. Hani siz bir ateş kuyusunun tam kenarındayken O sizi oraya düşmekten kurtardı. Allah size ayetlerini işte böyle açık açık anlatır ki, doğru yolu bulasınız. Suat Yıldırım Suat Yıldırım Hepiniz toptan, Allah’ın ipine dinine sımsıkı sarılın, bölünüp ayrılmayın. Allah’ın sizin üzerinizdeki nimetini hatırlayın Hani siz birbirinize düşman idiniz de Allah kalplerinizi birbirine ısındırmış ve onun lütfu ile kardeş oluvermiştiniz. Siz bir ateş çukurunun tam kenarında iken oraya düşmekten de sizi O kurtarmıştı. Allah size âyetlerini böylece açıklıyor, ta ki doğru yola eresiniz. Süleyman Ateş Süleyman Ateş Ve topluca Allâh’ın ipine yapışın, ayrılmayın; Allâh’ın size olan ni’metini hatırlayın Hani siz birbirinize düşman idiniz, Allâh kalblerinizi uzlaştırdı. O’nun ni’metiyle kardeşler haline geldiniz. Siz ateşten bir çukurun kenarında bulunuyordunuz, Allâh sizi ondan kurtardı. Allâh size âyetlerini böyle açıklıyor ki, yola gelesiniz. Şaban Piriş Şaban Piriş Topluca Allah’ın ipine sımsıkı sarılın ve parçalanmayın! Allah’ın üzerinizdeki nimetini düşünün, hani siz düşman idiniz de O, kalplerinizi birleştirdi. O’nun bu nimeti ile kardeşler oldunuz. Siz, bir ateş çukurunun kenarında idiniz de sizi oradan kurtardı. Doğru yola çıkasınız diye, Allah size ayetlerini işte böyle açıklıyor. Tefhim-ul Kur'an Tefhim-ul Kur'an Allah’ın ipine hepiniz sımsıkı yapışın. Dağılıp ayrılmayın. Ve Allah’ın sizin üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani siz düşmanlar idiniz. O, kalplerinizin arasını uzlaştırıp ısındırdı ve siz O’nun nimetiyle kardeşler olarak sabahladınız. Yine siz, tam ateş çukurunun kıyısındayken, oradan sizi kurtardı. Umulur ki hidayete erersiniz diye, Allah, size ayetlerini işte böyle açıklar. Yaşar Nuri Öztürk Yaşar Nuri Öztürk Hep birlikte Allah’ın ipine yapışın, fırkalara bölünüp parçalanmayın; Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Birbirinizin düşmanı idiniz, Allah kalplerinizi uzlaştırıp kaynaştırdı da O’nun nimeti sayesinde kardeşler haline geldiniz. Ateşten bir çukurun kenarında idiniz; sizi oradan kurtardı. Allah size ayetlerini bu şekilde açıklıyor ki, doğruya ve güzele yol bulasınız. Yusuf Ali İngilizce Yusuf Ali İngilizce And hold fast, all together, by the rope which Allah stretches out for you, and be not divided among yourselves; and remember with gratitude Allah´s favour on you; for ye were enemies and He joined your hearts in love, so that by His Grace, ye became brethren; and ye were on the brink of the pit of Fire, and He saved you from it. Thus doth Allah make His Signs clear to you That ye may be guided.
❬ Önceki Sonraki ❭ وَٱعْتَصِمُوا۟ بِحَبْلِ ٱللَّهِ جَمِيعًا وَلَا تَفَرَّقُوا۟ ۚ وَٱذْكُرُوا۟ نِعْمَتَ ٱللَّهِ عَلَيْكُمْ إِذْ كُنتُمْ أَعْدَآءً فَأَلَّفَ بَيْنَ قُلُوبِكُمْ فَأَصْبَحْتُم بِنِعْمَتِهِۦٓ إِخْوَٰنًا وَكُنتُمْ عَلَىٰ شَفَا حُفْرَةٍ مِّنَ ٱلنَّارِ فَأَنقَذَكُم مِّنْهَا ۗ كَذَٰلِكَ يُبَيِّنُ ٱللَّهُ لَكُمْ ءَايَٰتِهِۦ لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ Va’tasımû bihablillâhi cemîân ve lâ teferrekû, vezkurû ni’metallâhi aleykum iz kuntum a’dâen fe ellefe beyne kulûbikum fe asbahtum bi ni’metihî ihvânâihvânen, ve kuntum alâ şefâ hufretin minen nâri fe enkazekum minhâ, kezâlike yubeyyinullâhu lekum âyâtihî leallekum tehtedûntehtedûne. Hep birlikte Allah’ın ipine Kur’an’a sımsıkı sarılın. Parçalanıp bölünmeyin. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani sizler birbirinize düşmanlar idiniz de O, kalplerinizi birleştirmişti. İşte O’nun bu nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz. Yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarında idiniz de O sizi oradan kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle apaçık bildiriyor ki doğru yola eresiniz. Diyanet İşleri Başkanlığı Hep birlikte Allah’ın ipine Kur’an’a sımsıkı sarılın. Parçalanıp bölünmeyin. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani sizler birbirinize düşmanlar idiniz de O, kalplerinizi birleştirmişti. İşte O’nun bu nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz. Yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarında idiniz de O sizi oradan kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle apaçık bildiriyor ki doğru yola eresiniz. Diyanet Vakfı Hep birlikte Allah´ın ipine İslâm´a sımsıkı yapışın; parçalanmayın. Allah´ın size olan nimetini hatırlayın Hani siz birbirinize düşman kişiler idiniz de O, gönüllerinizi birleştirmişti ve O´nun nimeti sayesinde kardeş kimseler olmuştunuz. Yine siz bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi O kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle açıklar ki doğru yolu bulasınız. Elmalılı Hamdi Yazır Sadeleştirilmiş Hep birlikte Allah´ın ipine sımsıkı tutunun, ayrılığa düşmeyin ve Allah´ın üzerinizdeki nimetini düşünün. Sizler birbirinizin düşmanları iken O, sizin kalplerinizde bir uzlaştırma meydana getirdi ve O´nun nimeti sayesinde uyanıp kardeş oldunuz. Bir de siz, bir ateş çukurunun tam kenarında bulunuyordunuz ve O, sizi tutup ondan kurtardı. Şimdi Allah´a doğru gidebilmeniz için size ayetlerini böyle açıklıyor. Elmalılı Hamdi Yazır Hep birlikte Allah´ın ipine kitabına, dinine sımsıkı sarılın. Parçalanıp ayrılmayın. Allah´ın üzerinizdeki nimetini düşünün. Hani siz birbirinize düşmanlar idiniz de, O, kalplerinizi birleştirmişti. İşte O´nun bu nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz. Yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi O kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle apaçık bildiriyor ki, doğru yola eresiniz. Ali Fikri Yavuz Elbirlik Allah’ın dinine şeriatına sımsıkı sarılın. Birbirinizden ayrılıp dağılmayın. Allah’ın üzerinizdeki İslâm nimetini düşünün ki, cahiliyet devrinde birbirinize düşmanlar iken o, sizin kalbleriniz arasında üflet yakınlık ve sıcaklık meydana getirdi de onun nimeti sayesinde din kardeşleri oldunuz. Hem siz ateşten bir çukurun tam kenarında bulunuyordunuz da Allah, İslâmınız sebebiyle o ateşe cehenneme düşmekten sizi kurtardı. İşte Allah size âyetlerini böylece açıklıyor ki, doğru yola eresiniz. Elmalılı Hamdi Yazır Orijinal Topunuz bir Allah ipine sım sıkı tutunun, biribirinizden ayrılmayın ve Allahın üzerinizdeki ni´metini düşünün, sizler birbirinize düşmanlar iken o sizin kalblerinizin arasında ülfet husule getirib yanaştırdı da ni´meti sayesinde uyanıb kardeş oldunuz, hem sizler ateşten bir çukurun tam kenarında bulunuyordunuz da o tuttu sizi ondan kurtardı, şimdi böyle size âyetlerini beyan ediyor ki Allaha doğru gidebilesiniz Fizilal-il Kuran Hep birlikte Allah´ın ipine sımsıkı sarılınız sakın ayrılığa düşmeyiniz, Allah´ın size bağışladığı nimeti hatırlayınız. Hani bir zamanlar düşman olduğunuz halde O, kalplerinizi uzlaştırdı da O´nun bu nimeti sayesinde kardeş oldunuz. Hani siz bir ateş kuyusunun tam kenarındayken O sizi oraya düşmekten kurtardı. Allah size ayetlerini işte böyle açık açık anlatır ki, doğru yolu bulasınız. Hasan Basri Çantay Hepiniz, topdan sımsıkı Allanın ipine sarılın. Parçalanıb ayrılmayın. Allahın, üzerinizdeki nimetini düşünün. Hani siz birbirinizin düşmanlar ı idiniz de O, kalblerinizi İslama ısındırıb birleşdirmişdi. İşte Onun bu nimeti sayesinde dîn kardeşler i olmuşdunuz ve yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi O kurtarmışdı. İşte Allah size âyetlerini böylece apaçık bildiriyor. Tâki doğru yola eresiniz. İbni Kesir Topluca Allah´ın ipine sarılın, ayrılmayın. Ve Allah´ın üzerindeki nimetini hatırlayın. Hani, siz; düşman idiniz de O, kalblerinizin arasını uzlaştırdı da, O´nun nimeti sayesinde kardeş oldunuz. Siz; bir ateş uçurumunun tam kenarında iken, sizi oradan doğru yola eresiniz diye kurtardı. Alah ayetlerini size işte böylece açıklar. Ömer Nasuhi Bilmen Ve hepiniz Allah Teâlâ´nın ipine sımsıkı sarılınız ve birbirinizden ayrılmayınız. Ve Allah Teâlâ´nın üzerinizde olan nîmetini de yâdediniz ki, siz birbirinize düşmanlar iken sonra Allah Teâlâ kalplerinizi birleştirdi de O´nun nîmeti sebebiyle kardeşler oluverdiniz de sizler ateşten bir çukur kenarında iken sizi ondan çekip kurtardı. İşte Allah Teâlâ âyetlerini sizlere açıklar, tâ ki hidâyete erebilesiniz. Tefhim-ul Kuran Allah´ın ipine hepiniz sımsıkı yapışın. Dağılıp ayrılmayın. Ve Allah´ın sizin üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani siz düşmanlar idiniz. O, kalplerinizin arasını uzlaştırıp ısındırdı ve siz O´nun nimetiyle kardeşler olarak sabahladınız. Yine siz, tam ateş çukurunun kıyısındayken, oradan sizi kurtardı. Umulur ki hidayete erersiniz diye, Allah, size ayetlerini işte böyle açıklar.
ali imran 103 nüzul sebebi