Ujmwv. SÛRE MEAL LiSTESi Karşılaştır Vâkıa Sûresi 1 1,2. Kesin gerçekleşecek olan Kıyamet koptuğu zaman, onun kopuşunu yalanlayacak kimse olmayacaktır. اِذَا وَقَعَتِ الْوَاقِعَةُۙ ﴿١﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 2 1,2. Kesin gerçekleşecek olan Kıyamet koptuğu zaman, onun kopuşunu yalanlayacak kimse olmayacaktır. لَيْسَ لِوَقْعَتِهَا كَاذِبَةٌۢ ﴿٢﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 3 3,4,5,6,7. Yeryüzü şiddetle sarsıldığı, dağlar parça parça dağılıp saçılmış toz olduğu ve siz de üç sınıf olduğunuz zaman, O, kimini yükseltir, kimini alçaltır. Karşılaştır Vâkıa Sûresi 4 3,4,5,6,7. Yeryüzü şiddetle sarsıldığı, dağlar parça parça dağılıp saçılmış toz olduğu ve siz de üç sınıf olduğunuz zaman, O, kimini yükseltir, kimini alçaltır. اِذَا رُجَّتِ الْاَرْضُ رَجًّاۙ ﴿٤﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 5 3,4,5,6,7. Yeryüzü şiddetle sarsıldığı, dağlar parça parça dağılıp saçılmış toz olduğu ve siz de üç sınıf olduğunuz zaman, O, kimini yükseltir, kimini alçaltır. وَبُسَّتِ الْجِبَالُ بَسًّاۙ ﴿٥﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 6 3,4,5,6,7. Yeryüzü şiddetle sarsıldığı, dağlar parça parça dağılıp saçılmış toz olduğu ve siz de üç sınıf olduğunuz zaman, O, kimini yükseltir, kimini alçaltır. فَكَانَتْ هَبَٓاءً مُنْبَثًّاۙ ﴿٦﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 7 3,4,5,6,7. Yeryüzü şiddetle sarsıldığı, dağlar parça parça dağılıp saçılmış toz olduğu ve siz de üç sınıf olduğunuz zaman, O, kimini yükseltir, kimini alçaltır. وَكُنْتُمْ اَزْوَاجًا ثَلٰثَةًۜ ﴿٧﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 8 Ahiret mutluluğuna erenler var ya; ne mutlu kimselerdir! فَاَصْحَابُ الْمَيْمَنَةِ مَٓا اَصْحَابُ الْمَيْمَنَةِۜ ﴿٨﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 9 Kötülüğe batanlara gelince; ne mutsuz kimselerdir! وَاَصْحَابُ الْمَشْـَٔمَةِ مَٓا اَصْحَابُ الْمَشْـَٔمَةِۜ ﴿٩﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 10 10,11. İman ve amelde öne geçenler ise Ahirette de öne geçenlerdir. İşte onlar Allah’a yaklaştırılmış kimselerdir. وَالسَّابِقُونَ السَّابِقُونَۙ ﴿١٠﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 11 10,11. İman ve amelde öne geçenler ise Ahirette de öne geçenlerdir. İşte onlar Allah’a yaklaştırılmış kimselerdir. اُو۬لٰٓئِكَ الْمُقَرَّبُونَۚ ﴿١١﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 12 Onlar, Naîm cennetlerindedirler. ف۪ي جَنَّاتِ النَّع۪يمِ ﴿١٢﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 13 13,14. Onların çoğu öncekilerden, azı da sonrakilerdendir. ثُلَّةٌ مِنَ الْاَوَّل۪ينَۙ ﴿١٣﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 14 13,14. Onların çoğu öncekilerden, azı da sonrakilerdendir. وَقَل۪يلٌ مِنَ الْاٰخِر۪ينَۜ ﴿١٤﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 15 15,16. Onlar, karşılıklı yaslanmış vaziyette mücevheratla işlenmiş tahtlar üzerindedirler. عَلٰى سُرُرٍ مَوْضُونَةٍۙ ﴿١٥﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 16 15,16. Onlar, karşılıklı yaslanmış vaziyette mücevheratla işlenmiş tahtlar üzerindedirler. مُتَّكِـ۪ٔينَ عَلَيْهَا مُتَقَابِل۪ينَ ﴿١٦﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 17 17,18,19,20,21. Ebediyen genç kalan uşaklar, onların etrafında; içmekle başlarının dönmeyeceği ve sarhoş olmayacakları, cennet pınarından doldurulmuş sürahileri, ibrikleri ve kadehleri, beğendikleri meyveleri ve arzu ettikleri kuş etlerini dolaştırırlar. يَطُوفُ عَلَيْهِمْ وِلْدَانٌ مُخَلَّدُونَۙ ﴿١٧﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 18 17,18,19,20,21. Ebediyen genç kalan uşaklar, onların etrafında; içmekle başlarının dönmeyeceği ve sarhoş olmayacakları, cennet pınarından doldurulmuş sürahileri, ibrikleri ve kadehleri, beğendikleri meyveleri ve arzu ettikleri kuş etlerini dolaştırırlar. بِاَكْوَابٍ وَاَبَار۪يقَ وَكَأْسٍ مِنْ مَع۪ينٍۙ ﴿١٨﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 19 17,18,19,20,21. Ebediyen genç kalan uşaklar, onların etrafında; içmekle başlarının dönmeyeceği ve sarhoş olmayacakları, cennet pınarından doldurulmuş sürahileri, ibrikleri ve kadehleri, beğendikleri meyveleri ve arzu ettikleri kuş etlerini dolaştırırlar. لَا يُصَدَّعُونَ عَنْهَا وَلَا يُنْزِفُونَۙ ﴿١٩﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 20 17,18,19,20,21. Ebediyen genç kalan uşaklar, onların etrafında; içmekle başlarının dönmeyeceği ve sarhoş olmayacakları, cennet pınarından doldurulmuş sürahileri, ibrikleri ve kadehleri, beğendikleri meyveleri ve arzu ettikleri kuş etlerini dolaştırırlar. وَفَاكِهَةٍ مِمَّا يَتَخَيَّرُونَۙ ﴿٢٠﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 21 17,18,19,20,21. Ebediyen genç kalan uşaklar, onların etrafında; içmekle başlarının dönmeyeceği ve sarhoş olmayacakları, cennet pınarından doldurulmuş sürahileri, ibrikleri ve kadehleri, beğendikleri meyveleri ve arzu ettikleri kuş etlerini dolaştırırlar. وَلَحْمِ طَيْرٍ مِمَّا يَشْتَهُونَۜ ﴿٢١﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 22 22,23. Onlar için saklı inciler gibi, iri gözlü huriler de vardır. Karşılaştır Vâkıa Sûresi 23 22,23. Onlar için saklı inciler gibi, iri gözlü huriler de vardır. كَاَمْثَالِ اللُّؤْلُؤِ۬ الْمَكْنُونِۚ ﴿٢٣﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 24 Bütün bunlar işledikleri amellere karşılık bir mükâfat olarak verilir. جَزَٓاءً بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ ﴿٢٤﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 25 Orada ne boş bir söz, ne de günaha sokan bir şey işitirler. لَا يَسْمَعُونَ ف۪يهَا لَغْوًا وَلَا تَأْث۪يمًاۙ ﴿٢٥﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 26 Sadece “selâm!”, “selâm!” sözünü işitirler. اِلَّا ق۪يلًا سَلَامًا سَلَامًا ﴿٢٦﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 27 Ahiret mutluluğuna erenler, ne mutlu kimselerdir! وَاَصْحَابُ الْيَم۪ينِ مَٓا اَصْحَابُ الْيَم۪ينِۜ ﴿٢٧﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 28 28,29,30,31,32,33,34. Onlar, dikensiz sidir ağaçları ve meyveleri küme küme dizili muz ağaçları altında, yayılmış sürekli bir gölgede, çağlayan bir su başında, tükenmeyen ve yasaklanmayan çok çeşitli meyveler içinde ve yüksek döşekler üzerindedirler. ف۪ي سِدْرٍ مَخْضُودٍۙ ﴿٢٨﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 29 28,29,30,31,32,33,34. Onlar, dikensiz sidir ağaçları ve meyveleri küme küme dizili muz ağaçları altında, yayılmış sürekli bir gölgede, çağlayan bir su başında, tükenmeyen ve yasaklanmayan çok çeşitli meyveler içinde ve yüksek döşekler üzerindedirler. Karşılaştır Vâkıa Sûresi 30 28,29,30,31,32,33,34. Onlar, dikensiz sidir ağaçları ve meyveleri küme küme dizili muz ağaçları altında, yayılmış sürekli bir gölgede, çağlayan bir su başında, tükenmeyen ve yasaklanmayan çok çeşitli meyveler içinde ve yüksek döşekler üzerindedirler. Karşılaştır Vâkıa Sûresi 31 28,29,30,31,32,33,34. Onlar, dikensiz sidir ağaçları ve meyveleri küme küme dizili muz ağaçları altında, yayılmış sürekli bir gölgede, çağlayan bir su başında, tükenmeyen ve yasaklanmayan çok çeşitli meyveler içinde ve yüksek döşekler üzerindedirler. Karşılaştır Vâkıa Sûresi 32 28,29,30,31,32,33,34. Onlar, dikensiz sidir ağaçları ve meyveleri küme küme dizili muz ağaçları altında, yayılmış sürekli bir gölgede, çağlayan bir su başında, tükenmeyen ve yasaklanmayan çok çeşitli meyveler içinde ve yüksek döşekler üzerindedirler. وَفَاكِهَةٍ كَث۪يرَةٍۙ ﴿٣٢﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 33 28,29,30,31,32,33,34. Onlar, dikensiz sidir ağaçları ve meyveleri küme küme dizili muz ağaçları altında, yayılmış sürekli bir gölgede, çağlayan bir su başında, tükenmeyen ve yasaklanmayan çok çeşitli meyveler içinde ve yüksek döşekler üzerindedirler. لَا مَقْطُوعَةٍ وَلَا مَمْنُوعَةٍۙ ﴿٣٣﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 34 28,29,30,31,32,33,34. Onlar, dikensiz sidir ağaçları ve meyveleri küme küme dizili muz ağaçları altında, yayılmış sürekli bir gölgede, çağlayan bir su başında, tükenmeyen ve yasaklanmayan çok çeşitli meyveler içinde ve yüksek döşekler üzerindedirler. وَفُرُشٍ مَرْفُوعَةٍۜ ﴿٣٤﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 35 Biz onları hurileri yepyeni bir yaratılışta yarattık. اِنَّٓا اَنْشَأْنَاهُنَّ اِنْشَٓاءًۙ ﴿٣٥﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 36 36,37,38. Onları ahiret mutluluğuna erenler için, hep bir yaşta eşlerini çok seven gösterişli bakireler yaptık. فَجَعَلْنَاهُنَّ اَبْكَارًاۙ ﴿٣٦﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 37 36,37,38. Onları ahiret mutluluğuna erenler için, hep bir yaşta eşlerini çok seven gösterişli bakireler yaptık. Karşılaştır Vâkıa Sûresi 38 36,37,38. Onları ahiret mutluluğuna erenler için, hep bir yaşta eşlerini çok seven gösterişli bakireler yaptık. لِاَصْحَابِ الْيَم۪ينِۜ۟ ﴿٣٨﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 39 39,40. Bunların birçoğu öncekilerden, birçoğu da sonrakilerdendir. ثُلَّةٌ مِنَ الْاَوَّل۪ينَۙ ﴿٣٩﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 40 39,40. Bunların birçoğu öncekilerden, birçoğu da sonrakilerdendir. وَثُلَّةٌ مِنَ الْاٰخِر۪ينَۜ ﴿٤٠﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 41 Kötülüğe batanlar ise ne mutsuz kimselerdir! وَاَصْحَابُ الشِّمَالِۙ مَٓا اَصْحَابُ الشِّمَالِۜ ﴿٤١﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 42 42,43,44. Onlar, iliklere işleyen bir ateş ve bir kaynar su içindedirler. Ne serin ve ne de yararlı olan zifirî bir gölge içinde!. ف۪ي سَمُومٍ وَحَم۪يمٍۙ ﴿٤٢﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 43 42,43,44. Onlar, iliklere işleyen bir ateş ve bir kaynar su içindedirler. Ne serin ve ne de yararlı olan zifirî bir gölge içinde!. وَظِلٍّ مِنْ يَحْمُومٍۙ ﴿٤٣﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 44 42,43,44. Onlar, iliklere işleyen bir ateş ve bir kaynar su içindedirler. Ne serin ve ne de yararlı olan zifirî bir gölge içinde!. لَا بَارِدٍ وَلَا كَر۪يمٍ ﴿٤٤﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 45 Çünkü onlar, bundan önce dünyada varlık içinde sefahata dalmış ve azgın kimselerdi. اِنَّهُمْ كَانُوا قَبْلَ ذٰلِكَ مُتْرَف۪ينَۚ ﴿٤٥﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 46 Büyük günah üzerinde ısrar ediyorlardı. وَكَانُوا يُصِرُّونَ عَلَى الْحِنْثِ الْعَظ۪يمِۚ ﴿٤٦﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 47 Diyorlardı ki “Biz öldükten, toprak ve kemik yığını hâline geldikten sonra mı, biz mi bir daha diriltilecekmişiz?” وَكَانُوا يَقُولُونَ اَئِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَامًا ءَاِنَّا لَمَبْعُوثُونَۙ ﴿٤٧﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 48 “Evvelki atalarımız da mı?” اَوَاٰبَٓاؤُ۬نَا الْاَوَّلُونَ ﴿٤٨﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 49 49,50. De ki “Şüphesiz öncekiler ve sonrakiler, mutlaka belli bir günün belli bir vaktinde toplanacaklardır.” قُلْ اِنَّ الْاَوَّل۪ينَ وَالْاٰخِر۪ينَۙ ﴿٤٩﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 50 49,50. De ki “Şüphesiz öncekiler ve sonrakiler, mutlaka belli bir günün belli bir vaktinde toplanacaklardır.” لَمَجْمُوعُونَ اِلٰى م۪يقَاتِ يَوْمٍ مَعْلُومٍ ﴿٥٠﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 51 51,52. Sonra siz ey haktan sapan yalanlayıcılar! Mutlaka cehennemde bir ağaçtan, zakkumdan yiyeceksiniz. ثُمَّ اِنَّكُمْ اَيُّهَا الضَّٓالُّونَ الْمُكَذِّبُونَۙ ﴿٥١﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 52 51,52. Sonra siz ey haktan sapan yalanlayıcılar! Mutlaka cehennemde bir ağaçtan, zakkumdan yiyeceksiniz. لَاٰكِلُونَ مِنْ شَجَرٍ مِنْ زَقُّومٍۙ ﴿٥٢﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 53 Karınlarınızı ondan dolduracaksınız. فَمَالِؤُ۫نَ مِنْهَا الْبُطُونَۚ ﴿٥٣﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 54 Üstüne de o kaynar sudan içeceksiniz. فَشَارِبُونَ عَلَيْهِ مِنَ الْحَم۪يمِۚ ﴿٥٤﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 55 Kanmak bilmez susamış develerin suya saldırışı gibi içeceksiniz. فَشَارِبُونَ شُرْبَ الْه۪يمِۜ ﴿٥٥﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 56 İşte bu hesap ve ceza gününde onlara ziyafetleridir. هٰذَا نُزُلُهُمْ يَوْمَ الدّ۪ينِۜ ﴿٥٦﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 57 Sizi biz yarattık. Hâlâ tasdik etmeyecek misiniz? نَحْنُ خَلَقْنَاكُمْ فَلَوْلَا تُصَدِّقُونَ۟ ﴿٥٧﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 58 Attığınız o meniye ne dersiniz?! اَفَرَاَيْتُمْ مَا تُمْنُونَۜ ﴿٥٨﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 59 Onu siz mi yaratıyorsunuz, yoksa yaratan biz miyiz? ءَاَنْتُمْ تَخْلُقُونَهُٓ اَمْ نَحْنُ الْخَالِقُونَ ﴿٥٩﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 60 60,61. Sizin yerinize benzerlerinizi getirmek ve sizi bilemeyeceğiniz bir şekilde yeniden yaratmak üzere aranızda ölümü biz takdir ettik. Bu konuda bizim önümüze geçilmez. نَحْنُ قَدَّرْنَا بَيْنَكُمُ الْمَوْتَ وَمَا نَحْنُ بِمَسْبُوق۪ينَۙ ﴿٦٠﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 61 60,61. Sizin yerinize benzerlerinizi getirmek ve sizi bilemeyeceğiniz bir şekilde yeniden yaratmak üzere aranızda ölümü biz takdir ettik. Bu konuda bizim önümüze geçilmez. عَلٰٓى اَنْ نُبَدِّلَ اَمْثَالَكُمْ وَنُنْشِئَكُمْ ف۪ي مَا لَا تَعْلَمُونَ ﴿٦١﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 62 Andolsun, birinci yaratılışınızı biliyorsunuz. O hâlde düşünseniz ya! وَلَقَدْ عَلِمْتُمُ النَّشْاَةَ الْاُو۫لٰى فَلَوْلَا تَذَكَّرُونَ ﴿٦٢﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 63 Ektiğiniz tohuma ne dersiniz?! اَفَرَاَيْتُمْ مَا تَحْرُثُونَۜ ﴿٦٣﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 64 Onu siz mi bitiriyorsunuz, yoksa bitiren biz miyiz? ءَاَنْتُمْ تَزْرَعُونَهُٓ اَمْ نَحْنُ الزَّارِعُونَ ﴿٦٤﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 65 Dileseydik, onu kuru bir çöp yapardık da şaşkınlık içinde şöyle geveleyip dururdunuz لَوْ نَشَٓاءُ لَجَعَلْنَاهُ حُطَامًا فَظَلْتُمْ تَفَكَّهُونَ ﴿٦٥﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 66 “Muhakkak biz çok ziyandayız!” اِنَّا لَمُغْرَمُونَۙ ﴿٦٦﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 67 “Daha doğrusu büsbütün mahrumuz!” بَلْ نَحْنُ مَحْرُومُونَ ﴿٦٧﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 68 İçtiğiniz suya ne dersiniz?! اَفَرَاَيْتُمُ الْمَٓاءَ الَّذ۪ي تَشْرَبُونَۜ ﴿٦٨﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 69 Siz mi onu buluttan indirdiniz, yoksa indiren biz miyiz? ءَاَنْتُمْ اَنْزَلْتُمُوهُ مِنَ الْمُزْنِ اَمْ نَحْنُ الْمُنْزِلُونَ ﴿٦٩﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 70 Dileseydik onu acı bir su yapardık. O hâlde şükretseydiniz ya!. لَوْ نَشَٓاءُ جَعَلْنَاهُ اُجَاجًا فَلَوْلَا تَشْكُرُونَ ﴿٧٠﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 71 Tutuşturduğunuz ateşe ne dersiniz?! اَفَرَاَيْتُمُ النَّارَ الَّت۪ي تُورُونَۜ ﴿٧١﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 72 Onun ağacını siz mi yarattınız, yoksa yaratan biz miyiz? ءَاَنْتُمْ اَنْشَأْتُمْ شَجَرَتَهَٓا اَمْ نَحْنُ الْمُنْشِؤُ۫نَ ﴿٧٢﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 73 Biz onu bir ibret ve ıssız yerlerde yaşayanlara bir yarar kaynağı kıldık. نَحْنُ جَعَلْنَاهَا تَذْكِرَةً وَمَتَاعًا لِلْمُقْو۪ينَۚ ﴿٧٣﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 74 O hâlde, O yüce Rabbinin adını tesbih et yücelt. فَسَبِّحْ بِاسْمِ رَبِّكَ الْعَظ۪يمِ۟ ﴿٧٤﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 75 75,76. Yıldızların yerlerine yemin ederim ki, -eğer bilirseniz, gerçekten bu, büyük bir yemindir- فَلَٓا اُقْسِمُ بِمَوَاقِعِ النُّجُومِۙ ﴿٧٥﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 76 75,76. Yıldızların yerlerine yemin ederim ki, -eğer bilirseniz, gerçekten bu, büyük bir yemindir- وَاِنَّهُ لَقَسَمٌ لَوْ تَعْلَمُونَ عَظ۪يمٌۙ ﴿٧٦﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 77 O, elbette değerli bir Kur’an’dır. اِنَّهُ لَقُرْاٰنٌ كَر۪يمٌۙ ﴿٧٧﴾ ف۪ي كِتَابٍ مَكْنُونٍۙ ﴿٧٨﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 79 Ona, ancak tertemiz olanlar dokunabilir. لَا يَمَسُّهُٓ اِلَّا الْمُطَهَّرُونَۜ ﴿٧٩﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 80 Âlemlerin Rabb’inden indirilmedir. تَنْز۪يلٌ مِنْ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ ﴿٨٠﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 81 81,82. Şimdi siz, bu sözü mü küçümsüyorsunuz ve Allah’ın verdiği rızka O’nu yalanlayarak mı şükrediyorsunuz? اَفَبِهٰذَا الْحَد۪يثِ اَنْتُمْ مُدْهِنُونَۙ ﴿٨١﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 82 81,82. Şimdi siz, bu sözü mü küçümsüyorsunuz ve Allah’ın verdiği rızka O’nu yalanlayarak mı şükrediyorsunuz? وَتَجْعَلُونَ رِزْقَكُمْ اَنَّكُمْ تُكَذِّبُونَ ﴿٨٢﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 83 Can boğaza geldiğinde, onu geri döndürsenize! فَلَوْلَٓا اِذَا بَلَغَتِ الْحُلْقُومَۙ ﴿٨٣﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 84 Oysa siz o zaman bakıp durursunuz. وَاَنْتُمْ ح۪ينَئِذٍ تَنْظُرُونَۙ ﴿٨٤﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 85 Biz ise ona sizden daha yakınız. Fakat siz göremezsiniz. وَنَحْنُ اَقْرَبُ اِلَيْهِ مِنْكُمْ وَلٰكِنْ لَا تُبْصِرُونَ ﴿٨٥﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 86 86,87. Eğer hesaba çekilmeyecekseniz ve doğru söyleyenler iseniz, onu geri döndürsenize! فَلَوْلَٓا اِنْ كُنْتُمْ غَيْرَ مَد۪ين۪ينَۙ ﴿٨٦﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 87 86,87. Eğer hesaba çekilmeyecekseniz ve doğru söyleyenler iseniz, onu geri döndürsenize! تَرْجِعُونَهَٓا اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ ﴿٨٧﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 88 88,89. Fakat ölen kişi Allah’a yakın kılınmışlardan ise, ona rahatlık, güzel rızık ve Naîm cenneti vardır. فَاَمَّٓا اِنْ كَانَ مِنَ الْمُقَرَّب۪ينَۙ ﴿٨٨﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 89 88,89. Fakat ölen kişi Allah’a yakın kılınmışlardan ise, ona rahatlık, güzel rızık ve Naîm cenneti vardır. فَرَوْحٌ وَرَيْحَانٌ وَجَنَّتُ نَع۪يمٍ ﴿٨٩﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 90 90,91. Eğer Ahiret mutluluğuna ermiş kişilerden ise, kendisine, “Selâm sana Ahiret mutluluğuna ermişlerden!” denir. وَاَمَّٓا اِنْ كَانَ مِنْ اَصْحَابِ الْيَم۪ينِۙ ﴿٩٠﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 91 90,91. Eğer Ahiret mutluluğuna ermiş kişilerden ise, kendisine, “Selâm sana Ahiret mutluluğuna ermişlerden!” denir. فَسَلَامٌ لَكَ مِنْ اَصْحَابِ الْيَم۪ينِ ﴿٩١﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 92 92,93. Ama haktan sapan yalancılardan ise, işte ona da kaynar sudan bir ziyafet vardır. وَاَمَّٓا اِنْ كَانَ مِنَ الْمُكَذِّب۪ينَ الضَّٓالّ۪ينَۙ ﴿٩٢﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 93 92,93. Ama haktan sapan yalancılardan ise, işte ona da kaynar sudan bir ziyafet vardır. فَنُزُلٌ مِنْ حَم۪يمٍۙ ﴿٩٣﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 94 Bir de cehenneme atılma vardır. وَتَصْلِيَةُ جَح۪يمٍۙ ﴿٩٤﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 95 Şüphesiz bu, kesin gerçektir. اِنَّ هٰذَا لَهُوَ حَقُّ الْيَق۪ينِۚ ﴿٩٥﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 96 Öyleyse yüce Rabbinin adını tesbih et. فَسَبِّحْ بِاسْمِ رَبِّكَ الْعَظ۪يمِ ﴿٩٦﴾
SÛRE MEAL LiSTESi Karşılaştır Vâkıa Sûresi 1 1,2,3. Kıyamet koptuğunda kimini alçaltacak ve kimini yükseltecek olan o hadisenin yalan olmadığı ortaya çıkacaktır. اِذَا وَقَعَتِ الْوَاقِعَةُۙ ﴿١﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 2 1,2,3. Kıyamet koptuğunda kimini alçaltacak ve kimini yükseltecek olan o hadisenin yalan olmadığı ortaya çıkacaktır. لَيْسَ لِوَقْعَتِهَا كَاذِبَةٌۢ ﴿٢﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 3 1,2,3. Kıyamet koptuğunda kimini alçaltacak ve kimini yükseltecek olan o hadisenin yalan olmadığı ortaya çıkacaktır. Karşılaştır Vâkıa Sûresi 4 4,5,6,7. Ey insanlar! Yer sarsıldıkça sarsıldığı, dağlar ufalandıkça ufalanıp da toz duman haline geldiği zaman, siz de üç sınıf olursunuz. اِذَا رُجَّتِ الْاَرْضُ رَجًّاۙ ﴿٤﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 5 4,5,6,7. Ey insanlar! Yer sarsıldıkça sarsıldığı, dağlar ufalandıkça ufalanıp da toz duman haline geldiği zaman, siz de üç sınıf olursunuz. وَبُسَّتِ الْجِبَالُ بَسًّاۙ ﴿٥﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 6 4,5,6,7. Ey insanlar! Yer sarsıldıkça sarsıldığı, dağlar ufalandıkça ufalanıp da toz duman haline geldiği zaman, siz de üç sınıf olursunuz. فَكَانَتْ هَبَٓاءً مُنْبَثًّاۙ ﴿٦﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 7 4,5,6,7. Ey insanlar! Yer sarsıldıkça sarsıldığı, dağlar ufalandıkça ufalanıp da toz duman haline geldiği zaman, siz de üç sınıf olursunuz. وَكُنْتُمْ اَزْوَاجًا ثَلٰثَةًۜ ﴿٧﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 8 İyi işler işlediklerini belirtmek için, amel defterleri sağdan verilenler; ne mutlu o sağcılara! فَاَصْحَابُ الْمَيْمَنَةِ مَٓا اَصْحَابُ الْمَيْمَنَةِۜ ﴿٨﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 9 Kötülük işlediklerini belirtmek üzere, amel defterleri soldan verilenler; ne yazık o solculara! وَاَصْحَابُ الْمَشْـَٔمَةِ مَٓا اَصْحَابُ الْمَشْـَٔمَةِۜ ﴿٩﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 10 İyilik işlemekte önde olanlar, karşılıklarını almakta da önde olanlardır. وَالسَّابِقُونَ السَّابِقُونَۙ ﴿١٠﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 11 11,12. Naim cennetlerinde Allah'a en çok yaklaştırılmış olanlar işte bunlardır. اُو۬لٰٓئِكَ الْمُقَرَّبُونَۚ ﴿١١﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 12 11,12. Naim cennetlerinde Allah'a en çok yaklaştırılmış olanlar işte bunlardır. ف۪ي جَنَّاتِ النَّع۪يمِ ﴿١٢﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 13 13,14. Onların büyük kısmı eski ümmetlerden, bir kısmı da sonrakilerdendir. ثُلَّةٌ مِنَ الْاَوَّل۪ينَۙ ﴿١٣﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 14 13,14. Onların büyük kısmı eski ümmetlerden, bir kısmı da sonrakilerdendir. وَقَل۪يلٌ مِنَ الْاٰخِر۪ينَۜ ﴿١٤﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 15 15,16. Mücevheratla işlenmiş tahtlara karşılıklı olarak yaslanırlar. عَلٰى سُرُرٍ مَوْضُونَةٍۙ ﴿١٥﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 16 15,16. Mücevheratla işlenmiş tahtlara karşılıklı olarak yaslanırlar. مُتَّكِـ۪ٔينَ عَلَيْهَا مُتَقَابِل۪ينَ ﴿١٦﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 17 17,18,19,20,21. Ölümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar. يَطُوفُ عَلَيْهِمْ وِلْدَانٌ مُخَلَّدُونَۙ ﴿١٧﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 18 17,18,19,20,21. Ölümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar. بِاَكْوَابٍ وَاَبَار۪يقَ وَكَأْسٍ مِنْ مَع۪ينٍۙ ﴿١٨﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 19 17,18,19,20,21. Ölümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar. لَا يُصَدَّعُونَ عَنْهَا وَلَا يُنْزِفُونَۙ ﴿١٩﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 20 17,18,19,20,21. Ölümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar. وَفَاكِهَةٍ مِمَّا يَتَخَيَّرُونَۙ ﴿٢٠﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 21 17,18,19,20,21. Ölümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar. وَلَحْمِ طَيْرٍ مِمَّا يَشْتَهُونَۜ ﴿٢١﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 22 22,23,24. İşlediklerine karşılık olarak, sedefteki inciler gibi ceylan gözlüler vardır. Orada boş ve günaha sokacak bir söz duymazlar. Karşılaştır Vâkıa Sûresi 23 22,23,24. İşlediklerine karşılık olarak, sedefteki inciler gibi ceylan gözlüler vardır. Orada boş ve günaha sokacak bir söz duymazlar. كَاَمْثَالِ اللُّؤْلُؤِ۬ الْمَكْنُونِۚ ﴿٢٣﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 24 22,23,24. İşlediklerine karşılık olarak, sedefteki inciler gibi ceylan gözlüler vardır. Orada boş ve günaha sokacak bir söz duymazlar. جَزَٓاءً بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ ﴿٢٤﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 25 Sadece selama karşılık selam sözü işitirler. لَا يَسْمَعُونَ ف۪يهَا لَغْوًا وَلَا تَأْث۪يمًاۙ ﴿٢٥﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 26 Defterleri sağdan verilenler; ne mutlu o sağcılara! اِلَّا ق۪يلًا سَلَامًا سَلَامًا ﴿٢٦﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 27 27,28,29,30,31,32,33,34. Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler. وَاَصْحَابُ الْيَم۪ينِ مَٓا اَصْحَابُ الْيَم۪ينِۜ ﴿٢٧﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 28 27,28,29,30,31,32,33,34. Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler. ف۪ي سِدْرٍ مَخْضُودٍۙ ﴿٢٨﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 29 27,28,29,30,31,32,33,34. Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler. Karşılaştır Vâkıa Sûresi 30 27,28,29,30,31,32,33,34. Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler. Karşılaştır Vâkıa Sûresi 31 27,28,29,30,31,32,33,34. Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler. Karşılaştır Vâkıa Sûresi 32 27,28,29,30,31,32,33,34. Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler. وَفَاكِهَةٍ كَث۪يرَةٍۙ ﴿٣٢﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 33 27,28,29,30,31,32,33,34. Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler. لَا مَقْطُوعَةٍ وَلَا مَمْنُوعَةٍۙ ﴿٣٣﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 34 27,28,29,30,31,32,33,34. Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler. وَفُرُشٍ مَرْفُوعَةٍۜ ﴿٣٤﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 35 35,36,37,38. Biz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratmışızdır; onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır. اِنَّٓا اَنْشَأْنَاهُنَّ اِنْشَٓاءًۙ ﴿٣٥﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 36 35,36,37,38. Biz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratmışızdır; onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır. فَجَعَلْنَاهُنَّ اَبْكَارًاۙ ﴿٣٦﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 37 35,36,37,38. Biz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratmışızdır; onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır. Karşılaştır Vâkıa Sûresi 38 35,36,37,38. Biz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratmışızdır; onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır. لِاَصْحَابِ الْيَم۪ينِۜ۟ ﴿٣٨﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 39 39,40. Bunların bir kısmı eski ümmetlerden, bir kısmı da sonrakilerdendir. ثُلَّةٌ مِنَ الْاَوَّل۪ينَۙ ﴿٣٩﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 40 39,40. Bunların bir kısmı eski ümmetlerden, bir kısmı da sonrakilerdendir. وَثُلَّةٌ مِنَ الْاٰخِر۪ينَۜ ﴿٤٠﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 41 Defterleri soldan verilenler; ne yazık o solculara! وَاَصْحَابُ الشِّمَالِۙ مَٓا اَصْحَابُ الشِّمَالِۜ ﴿٤١﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 42 42,43,44. İnsanın içine işleyen bir sıcaklık ve kaynar su içinde, serinliği ve hoşluğu olmayan kara bir dumanın gölgesinde bulunurlar. ف۪ي سَمُومٍ وَحَم۪يمٍۙ ﴿٤٢﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 43 42,43,44. İnsanın içine işleyen bir sıcaklık ve kaynar su içinde, serinliği ve hoşluğu olmayan kara bir dumanın gölgesinde bulunurlar. وَظِلٍّ مِنْ يَحْمُومٍۙ ﴿٤٣﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 44 42,43,44. İnsanın içine işleyen bir sıcaklık ve kaynar su içinde, serinliği ve hoşluğu olmayan kara bir dumanın gölgesinde bulunurlar. لَا بَارِدٍ وَلَا كَر۪يمٍ ﴿٤٤﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 45 45,46. Çünkü onlar, bundan önce, dünyada, nimet içinde bulunurlar iken, büyük günah işlemekte direnir dururlardı. اِنَّهُمْ كَانُوا قَبْلَ ذٰلِكَ مُتْرَف۪ينَۚ ﴿٤٥﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 46 45,46. Çünkü onlar, bundan önce, dünyada, nimet içinde bulunurlar iken, büyük günah işlemekte direnir dururlardı. وَكَانُوا يُصِرُّونَ عَلَى الْحِنْثِ الْعَظ۪يمِۚ ﴿٤٦﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 47 Şöyle söylerlerdi "Öldüğümüzde, toprak ve kemik yığını olduğumuzda mı, biz mi tekrar dirileceğiz?" وَكَانُوا يَقُولُونَ اَئِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَامًا ءَاِنَّا لَمَبْعُوثُونَۙ ﴿٤٧﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 48 "Önce gelip geçmiş babalarımız da mı?" اَوَاٰبَٓاؤُ۬نَا الْاَوَّلُونَ ﴿٤٨﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 49 49,50. De ki "Şüphesiz öncekiler de, sonrakiler de belli bir günün belirli bir vaktinde toplanacaklardır." قُلْ اِنَّ الْاَوَّل۪ينَ وَالْاٰخِر۪ينَۙ ﴿٤٩﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 50 49,50. De ki "Şüphesiz öncekiler de, sonrakiler de belli bir günün belirli bir vaktinde toplanacaklardır." لَمَجْمُوعُونَ اِلٰى م۪يقَاتِ يَوْمٍ مَعْلُومٍ ﴿٥٠﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 51 Sonra, siz ey sapıklar, yalanlayanlar! ثُمَّ اِنَّكُمْ اَيُّهَا الضَّٓالُّونَ الْمُكَذِّبُونَۙ ﴿٥١﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 52 Doğrusu bir zakkum ağacından yiyeceksiniz. لَاٰكِلُونَ مِنْ شَجَرٍ مِنْ زَقُّومٍۙ ﴿٥٢﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 53 Karınlarınızı onunla dolduracaksınız; فَمَالِؤُ۫نَ مِنْهَا الْبُطُونَۚ ﴿٥٣﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 54 Onun üzerine kaynar su içeceksiniz; فَشَارِبُونَ عَلَيْهِ مِنَ الْحَم۪يمِۚ ﴿٥٤﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 55 Hem de susamış develerin suya saldırışı gibi içeceksiniz; فَشَارِبُونَ شُرْبَ الْه۪يمِۜ ﴿٥٥﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 56 İşte onlara, ceza günü sunulacak konukluk budur. هٰذَا نُزُلُهُمْ يَوْمَ الدّ۪ينِۜ ﴿٥٦﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 57 Sizi yaratan Biziz; hala tasdik etmez misiniz? نَحْنُ خَلَقْنَاكُمْ فَلَوْلَا تُصَدِّقُونَ۟ ﴿٥٧﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 58 58,59. Söyleyin; akıttığınız meniden insanı yaratan siz misiniz, yoksa Biz mi yaratmaktayız? اَفَرَاَيْتُمْ مَا تُمْنُونَۜ ﴿٥٨﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 59 58,59. Söyleyin; akıttığınız meniden insanı yaratan siz misiniz, yoksa Biz mi yaratmaktayız? ءَاَنْتُمْ تَخْلُقُونَهُٓ اَمْ نَحْنُ الْخَالِقُونَ ﴿٥٩﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 60 60,61. Ölümü aranızda Biz tayin ettik; sizi ortadan kaldırıp benzerlerinizi yerinize getirmeyi, sizi bilmediğiniz şekilde var etmeyi dilesek kimse önümüze geçemez. نَحْنُ قَدَّرْنَا بَيْنَكُمُ الْمَوْتَ وَمَا نَحْنُ بِمَسْبُوق۪ينَۙ ﴿٦٠﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 61 60,61. Ölümü aranızda Biz tayin ettik; sizi ortadan kaldırıp benzerlerinizi yerinize getirmeyi, sizi bilmediğiniz şekilde var etmeyi dilesek kimse önümüze geçemez. عَلٰٓى اَنْ نُبَدِّلَ اَمْثَالَكُمْ وَنُنْشِئَكُمْ ف۪ي مَا لَا تَعْلَمُونَ ﴿٦١﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 62 And olsun ki, ilk yaratmayı bilirsiniz, yine de düşünmez misiniz? وَلَقَدْ عَلِمْتُمُ النَّشْاَةَ الْاُو۫لٰى فَلَوْلَا تَذَكَّرُونَ ﴿٦٢﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 63 63,64. Söyleyin, ektiklerinizi yerden bitirenler sizler misiniz, yoksa Biz mi bitiriyoruz? اَفَرَاَيْتُمْ مَا تَحْرُثُونَۜ ﴿٦٣﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 64 63,64. Söyleyin, ektiklerinizi yerden bitirenler sizler misiniz, yoksa Biz mi bitiriyoruz? ءَاَنْتُمْ تَزْرَعُونَهُٓ اَمْ نَحْنُ الزَّارِعُونَ ﴿٦٤﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 65 65,66,67. Dilersek Biz onu çerçöp yaparız, şaşar kalırsınız; "Doğrusu borç altına girdik, hatta yoksun kaldık". لَوْ نَشَٓاءُ لَجَعَلْنَاهُ حُطَامًا فَظَلْتُمْ تَفَكَّهُونَ ﴿٦٥﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 66 65,66,67. Dilersek Biz onu çerçöp yaparız, şaşar kalırsınız; "Doğrusu borç altına girdik, hatta yoksun kaldık". اِنَّا لَمُغْرَمُونَۙ ﴿٦٦﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 67 65,66,67. Dilersek Biz onu çerçöp yaparız, şaşar kalırsınız; "Doğrusu borç altına girdik, hatta yoksun kaldık". بَلْ نَحْنُ مَحْرُومُونَ ﴿٦٧﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 68 68,69. Söyleyin; içtiğiniz suyu buluttan indirenler sizler misiniz yoksa onu Biz mi indiririz? اَفَرَاَيْتُمُ الْمَٓاءَ الَّذ۪ي تَشْرَبُونَۜ ﴿٦٨﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 69 68,69. Söyleyin; içtiğiniz suyu buluttan indirenler sizler misiniz yoksa onu Biz mi indiririz? ءَاَنْتُمْ اَنْزَلْتُمُوهُ مِنَ الْمُزْنِ اَمْ نَحْنُ الْمُنْزِلُونَ ﴿٦٩﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 70 Dileseydik onu acılaştırırdık; hala şükretmez misiniz? لَوْ نَشَٓاءُ جَعَلْنَاهُ اُجَاجًا فَلَوْلَا تَشْكُرُونَ ﴿٧٠﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 71 71,72. Söyleyin; yaktığınız ateşin ağacını var eden sizler misiniz, yoksa onu Biz mi var ederiz? اَفَرَاَيْتُمُ النَّارَ الَّت۪ي تُورُونَۜ ﴿٧١﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 72 71,72. Söyleyin; yaktığınız ateşin ağacını var eden sizler misiniz, yoksa onu Biz mi var ederiz? ءَاَنْتُمْ اَنْشَأْتُمْ شَجَرَتَهَٓا اَمْ نَحْنُ الْمُنْشِؤُ۫نَ ﴿٧٢﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 73 Biz onu bir ibret ve çölde konaklayanlar için yararlı kıldık. نَحْنُ جَعَلْنَاهَا تَذْكِرَةً وَمَتَاعًا لِلْمُقْو۪ينَۚ ﴿٧٣﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 74 Öyleyse çok büyük Rabbinin adını tesbih et. فَسَبِّحْ بِاسْمِ رَبِّكَ الْعَظ۪يمِ۟ ﴿٧٤﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 75 75,76. Hayır; yıldızların yerleri üzerine yemin ederim; ki bunun ne büyük yemin olduğunu bir bilseniz! فَلَٓا اُقْسِمُ بِمَوَاقِعِ النُّجُومِۙ ﴿٧٥﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 76 75,76. Hayır; yıldızların yerleri üzerine yemin ederim; ki bunun ne büyük yemin olduğunu bir bilseniz! وَاِنَّهُ لَقَسَمٌ لَوْ تَعْلَمُونَ عَظ۪يمٌۙ ﴿٧٦﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 77 77,78,79,80. Doğrusu bu Kitap, sadece arınmış olanların dokunabileceği, saklı bir Kitap'da mevcutken Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kuranı Kerim'dir. اِنَّهُ لَقُرْاٰنٌ كَر۪يمٌۙ ﴿٧٧﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 78 77,78,79,80. Doğrusu bu Kitap, sadece arınmış olanların dokunabileceği, saklı bir Kitap'da mevcutken Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kuranı Kerim'dir. ف۪ي كِتَابٍ مَكْنُونٍۙ ﴿٧٨﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 79 77,78,79,80. Doğrusu bu Kitap, sadece arınmış olanların dokunabileceği, saklı bir Kitap'da mevcutken Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kuranı Kerim'dir. لَا يَمَسُّهُٓ اِلَّا الْمُطَهَّرُونَۜ ﴿٧٩﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 80 77,78,79,80. Doğrusu bu Kitap, sadece arınmış olanların dokunabileceği, saklı bir Kitap'da mevcutken Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kuranı Kerim'dir. تَنْز۪يلٌ مِنْ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ ﴿٨٠﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 81 Siz bu sözü mü hor görüyorsunuz? اَفَبِهٰذَا الْحَد۪يثِ اَنْتُمْ مُدْهِنُونَۙ ﴿٨١﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 82 Rızkınıza şükredeceğiniz yere onu vereni mi yalanlıyorsunuz? وَتَجْعَلُونَ رِزْقَكُمْ اَنَّكُمْ تُكَذِّبُونَ ﴿٨٢﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 83 83,84,85. Kişinin canı boğaza dayanınca ve siz o zaman bakıp kalırken, Biz o kişiye sizden daha yakınızdır, ama görmezsiniz. فَلَوْلَٓا اِذَا بَلَغَتِ الْحُلْقُومَۙ ﴿٨٣﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 84 83,84,85. Kişinin canı boğaza dayanınca ve siz o zaman bakıp kalırken, Biz o kişiye sizden daha yakınızdır, ama görmezsiniz. وَاَنْتُمْ ح۪ينَئِذٍ تَنْظُرُونَۙ ﴿٨٤﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 85 83,84,85. Kişinin canı boğaza dayanınca ve siz o zaman bakıp kalırken, Biz o kişiye sizden daha yakınızdır, ama görmezsiniz. وَنَحْنُ اَقْرَبُ اِلَيْهِ مِنْكُمْ وَلٰكِنْ لَا تُبْصِرُونَ ﴿٨٥﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 86 86,87. Siz dirilip yaptıklarınıza karşılık görmeyecekseniz ve eğer bu sözünüzde samimi iseniz, o çıkmak üzere olan canı geri çevirsenize! فَلَوْلَٓا اِنْ كُنْتُمْ غَيْرَ مَد۪ين۪ينَۙ ﴿٨٦﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 87 86,87. Siz dirilip yaptıklarınıza karşılık görmeyecekseniz ve eğer bu sözünüzde samimi iseniz, o çıkmak üzere olan canı geri çevirsenize! تَرْجِعُونَهَٓا اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ ﴿٨٧﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 88 88,89. Eğer ölen o kişi, gözdelerden ise, rahatlık, hoşluk ve nimet cenneti onundur. فَاَمَّٓا اِنْ كَانَ مِنَ الْمُقَرَّب۪ينَۙ ﴿٨٨﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 89 88,89. Eğer ölen o kişi, gözdelerden ise, rahatlık, hoşluk ve nimet cenneti onundur. فَرَوْحٌ وَرَيْحَانٌ وَجَنَّتُ نَع۪يمٍ ﴿٨٩﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 90 Eğer defteri sağdan verilenlerden ise, وَاَمَّٓا اِنْ كَانَ مِنْ اَصْحَابِ الْيَم۪ينِۙ ﴿٩٠﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 91 "Ey sağcılardan olan kişi, sana selam olsun!" denir. فَسَلَامٌ لَكَ مِنْ اَصْحَابِ الْيَم۪ينِ ﴿٩١﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 92 Eğer, sapık yalancılardan ise, وَاَمَّٓا اِنْ كَانَ مِنَ الْمُكَذِّب۪ينَ الضَّٓالّ۪ينَۙ ﴿٩٢﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 93 Ona kaynar sudan konukluk sunulur. فَنُزُلٌ مِنْ حَم۪يمٍۙ ﴿٩٣﴾ وَتَصْلِيَةُ جَح۪يمٍۙ ﴿٩٤﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 95 Doğrusu kesin gerçek budur. اِنَّ هٰذَا لَهُوَ حَقُّ الْيَق۪ينِۚ ﴿٩٥﴾ Karşılaştır Vâkıa Sûresi 96 Öyleyse çok büyük Rabbinin adını tesbih et. فَسَبِّحْ بِاسْمِ رَبِّكَ الْعَظ۪يمِ ﴿٩٦﴾
Bismillâhirrahmânirrahîm56/VÂKIA-1 İzâ ve kaatil vâkıahvâkıatu. O vakıa müthiş olay vuku bulduğu Leyse li vak’atihâ kâzibehkâzibetun.Onun vuku bulmasını yalanlayan kimse Hâfidatun râfiahrâfiatun.O; alçaltıcıdır, İzâ ruccetil ardu reccâreccen.O zaman arz yeryüzü şiddetli bir sarsıntıyla Ve bussetil cibâlu bessâbessen.Ve dağlar ufalanarak Fe kânet hebâen mun bessâbessen.Böylece dağılıp toz zerrecikleri haline Ve kuntum ezvâcen selâsehselâseten.Ve o zaman siz üç sınıfa ayrılmış Fe ashâbul meymeneti mâ ashâbul ashabı meymene [meymene sahipleri, amel defteri hayat filmleri sağından verilen cennetlikler], ama ne ashabı meymene!56/VÂKIA-9 Ve ashâbul meş'emeti mâ ashâbul meş’ ashabı meşeme [meşeme sahipleri, amel defteri hayat filmleri solundan verilen cehennemlikler], ama ne ashabı meşeme!56/VÂKIA-10 Ves sâbikûnes sâbikûnsâbikûne.Ve sabikunlar hayırlarda yarışıp ileri geçenler, Ulâikel mukarrebûnmukarrebûne.İşte onlar sabikunlar. Mukarrip Allah'a yaklaştırılmış Fî cennâtin naîmnaîmi.Onlar, naim Sulletun minel evvelînevvelîne.Onlar, evvelkilerden bir Ve kalîlun minel âhirînâhirîne.Ve onların birazı Alâ sururin ile örülmüş, mücevherlerle inci ve yakutla süslenmiş tahtlar Muttekiîne aleyhâ mutekâbilînmutekâbilîne.Onların üzerinde karşılıklı olarak yaslananlar onlardır mukarrebun olanlardır.56/VÂKIA-17 Yetûfu aleyhim vildânun muhalledûnmuhalledûne.Onların etrafında halidun olan ölümsüz gençler Bi ekvâbin ve ebârîka ve ke’sin min maînmaînin.Akan pınarlardan doldurulmuş kâseler, ibrikler ve billur kadehler Lâ yusaddeûne anhâ ve lâ yunzifûnyunzifûne.Ondan o şaraptan başları ağrımaz ve sarhoş Ve fâkihetin mimmâ yetehayyerûnyetehayyerûne.Ve arzu ettikleri Ve lahmi tayrin mimmâ yeştehûnyeştehûne.Ve canlarının çektiği kuş etlerinden sunulur.56/VÂKIA-22 Ve hûrun harika güzel gözlü huriler vardır.56/VÂKIA-23 Ke emsâlil lu’luil meknûnmeknûni.Sanki saklanmış inci tanesi Cezâen bi mâ kânû ya’melûnya’melûne.Yapmış olduklarının mükâfatı Lâ yesmeûne fîhâ lagven ve lâ te’sîmâte’sîmen.Orada boş bir söz işitmezler ve günaha İllâ kîlen selâmen selâmâselâmen.Sadece selâm, selâm sözü Ve ashâbul yemîni mâ ashâbul yemînyemîni.Ashabı yemin [yemin sahipleri, amel defterleri hayat filmleri sağından verilenler], ama ne ashabı yemin!56/VÂKIA-28 Fî sidrin mahdûdmahdûdin.Ashabı yemin, dikensiz sedir ağaçları Ve talhın mendûdmendûdin.Ve meyveleri kat kat dizili muz ağaçları arasında.56/VÂKIA-30 Ve zıllin memdûdmemdûdin.Ve uzayan gölgeler içinde.56/VÂKIA-31 Ve mâin meskûbmeskûbin.Ve çağlayan sular arasında.56/VÂKIA-32 Ve fâkihetin kesîrahkesîretinVe pekçok meyveler arasında.56/VÂKIA-33 Lâ maktûatin ve lâ memnûahmemnûatin.Eksilmeyen ve Ve furuşin merfûahmerfûatin.Ve yüksetilmiş döşeklerdedirler tahtlardadırlar.56/VÂKIA-35 İnnâ enşe’nâ hunne inşââinşâen.Muhakkak ki Biz, onları yeni bir inşa yaratılış ile inşa ettik yarattık.56/VÂKIA-36 Fe cealnâ hunne ebkârânebkâren.Böylece Biz, onları bakireler Uruben etrâbâetrâben.Eşlerine düşkün, aynı yaşta Li ashâbil yemînyemîni.Ashabı yemin [yemin sahipleri, amel defterleri hayat filmleri önünden ve sağından verilenler] Sulletun minel evvelînevvelîne.Onlar evvelkilerden bir Ve sulletun minel âhırînâhırîne.Ve de sonrakilerden bir Ve ashâbuş şimâli mâ ashâbuş şimâlşimâli.Ve ashabuş şimal [şeamet kötülük, meşeme sahipleri, amel defteri hayat filmleri sollarından verilenler, cehennemlikler], ama ne ashabuş şimal!56/VÂKIA-42 Fî semûmin ve hamîmhamîmin.Ashabuş şimal, semum iliklere işleyen bir sıcaklık ve hamim kaynar su Ve zıllin min yahmûmyahmûmin.Ve kara dumandan bir gölge Lâ bâridin ve lâ kerîmkerîmin.Ne serinleticidir ne de İnnehum kânû kable zâlike mutrefînmutrefîne.Muhakkak ki onlar, daha önce mutrafi idiler varlık içinde zevklerine dalmışlardı.56/VÂKIA-46 Ve kânû yusirrûne alel hınsil azîmazîmi.Ve onlar, büyük günahta ısrar Ve kânû yekûlûne e izâ mitnâ ve kunnâ turâben ve izâ men e innâ le meb’ûsûnmeb’ûsûne.Ve şöyle diyorlardı “Biz öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman mı? Biz gerçekten, mutlaka beas mı edileceğiz yeniden mi diriltileceğiz?”56/VÂKIA-48 E ve âbâunel evvelûnevvelûne.Ve evvelki bizden önce ölen babalarımız atalarımız da mı?56/VÂKIA-49 Kul innel evvelîne vel âhirînâhirîne.De ki “Muhakkak ki evvelkiler ve sonrakiler de diriltilecek.”56/VÂKIA-50 Le mecmûûne ilâ mîkâti yevmin ma’lûmma’lûmin.Malûm bilinen günün, belirlenmiş bir vaktinde mutlaka toplanılmış Summe innekum eyyuhed dâllûnel mukezzibûnmukezzibûne.Sonra siz, ey gerçekten dalâlette olan yalanlayıcılar!56/VÂKIA-52 Le âkilûne min şecerin min mutlaka zakkum ağacından yiyecek Fe mâ liûne minhel butûnbutûne.Böylece karınlarını onunla dolduracak Fe şâribûne aleyhi minel hamîmhamîmi.Sonra da onun üzerine hamimden kaynar sudan içecek Fe şâribûne şurbel hîmhîmi.Öyle ki, içtikçe susayan hasta develerin içişi gibi içecek Hâzâ nuzuluhum yevmed dîndîni.İşte bu, onların dîn günündeki Nahnu halaknâkum fe lev lâ tusaddikûntusaddikûne.Sizi Biz, Biz yarattık. Hâlâ tasdik E fe reeytum mâ tumnûntumnûne.Öyleyse akıttığınız meni nedir, gördünüz mü ne olduğunu idrak ettiniz mi?56/VÂKIA-59 E entum tahlukûnehû em nahnul hâlikûnhâlikûne.Onu siz mi yaratıyorsunuz yoksa yaratan Biz miyiz?56/VÂKIA-60 Nahnu kaddernâ beynekumul mevte ve mâ nahnu bi mes- bûkînmesbûkîne.Sizin aranızda ölümü Biz, Biz takdir ettik. Ve Biz, önüne geçilmiş veya geçilebilecek olan değiliz bu takdirimizi kimse bozamaz.56/VÂKIA-61 Alâ en nubeddile emsâlekum ve nunşiekum fî mâ lâ ta’lemûnta’lemûne.Sizin dünya hayatındaki emsallerinizi bedenlerinizi, ölümle değiştirmemiz ve ahiret âlemi için sizi, bilmediğiniz bir şekilde yeniden yaratmamızda Bizi geçecek yoktur.56/VÂKIA-62 Ve lekad alimtumunneş etel ûlâ fe lev lâ tezekkerûntezekkerûne.Ve andolsun ki, ilk neş'eti yaratılışı bildiniz, hâlâ tezekkür tefekkür E fe reeytum mâ tahrusûntahrusûne.Öyleyse ektiğiniz ekin nedir onu gördünüz mü? Her bitkinin tohumundan kendi türüne has yeni bir bitkinin yetişmesi için gerekli olan şifrelerin ve gelişim programının, ektiğiniz tohum içinde saklı olduğunu biliyor musunuz, idrak ediyor musunuz?56/VÂKIA-64 E entum tezre ûnehû em nahnuz zâriûnzâriûne.Onu siz mi yetiştiriyorsunuz, yoksa onu yetiştiren Biz miyiz?56/VÂKIA-65 Lev neşâu le cealnâhu hutâmen fe zaltum tefekkehûntefekkehûne.Eğer Biz dileseydik, elbette onu kuru ot kılardık yapardık. O zaman siz şaşırıp İnnâ le mugremûnmugremûne.Gerçekten biz ziyana Bel nahnu mahrûmûnmahrûmûne.Hayır, biz mahsulden üründen mahrum bırakılanlarız derdiniz.56/VÂKIA-68 E fe reeytumul mâellezî teşrebûnteşrebûne.Ayrıca siz, o içiyor olduğunuz suyu gördünüz mü?56/VÂKIA-69 E entum enzeltumûhu minel muzni em nahnul munzilûnmunzilûne.Onu suyu bulutlardan siz mi indirdiniz, yoksa indiren Biz miyiz?56/VÂKIA-70 Lev neşâu cealnâhu ucâcen fe levlâ teşkurûnteşkurûne.Eğer dileseydik, onu acı kılardık yapardık, öyle ise niçin hâlâ şükretmiyorsunuz?56/VÂKIA-71 E fe reeytumun nârelletî tûrûntûrûne.Ayrıca o yaktığınız ateşi gördünüz mü?56/VÂKIA-72 E entum enşe’tum şeceretehâ em nahnul munşiûnmunşiûne.Onun ağacını siz mi inşa ettiniz, yoksa inşa eden halkeden Biz miyiz?56/VÂKIA-73 Nahnu cealnâhâ tezkireten ve metâan lil mukvînmukvîne.Biz, onu ateşi bir ibret ve çöl yolcuları sahrada konaklayanlar için bir meta ısı ve ışık kaynağı Fe sebbih bismi rabbikel azîmazîmi.Artık Rabbini “Azîm” ismi ile tesbih Fe lâ uksimu bi mevâkiin nucûmnucûmi.Artık hayır! Yıldızların mevkilerine yemin Ve innehu le kasemun lev ta’lemûne azîmazîmun.Ve muhakkak ki o, gerçekten çok büyük bir yemindir, keşke İnnehu le kur’ânun kerîmkerîmun.Muhakkak ki O, gerçekten Kerim olan Kur'ân'dır Kur'ân-ı Kerim'dir.56/VÂKIA-78 Fî kitâbin meknûnmeknûnin.Mahfuz korunmuş olan bir Kitap'tadır Levhi Mahfuz'dadır.56/VÂKIA-79 Lâ yemessuhû illel mutahherûnmutahherûne.O'na, tahir olanlardan maddî ve manevî arınanlardan başkası Tenzîlun min rabbil âlemînâlemîne.Âlemlerin Rabbi tarafından kısım kısım, âyet âyet E fe bi hâzel hadîsi entum mudhinûnmudhinûne.Yoksa siz, bu söze inanmayan, şüphe eden kimseler misiniz?56/VÂKIA-82 Ve tec’alûne rızkakum ennekum tukezzibûntukezzibûne.Ve siz, yalanlamış olmanızı kendinize rızık ediniyorsunuz. Kur'ân'daki sözlerin âlemlerin Rabbi tarafından indirildiğinden şüphe ettiğiniz için rızkınız, nasibiniz sadece yalanlamak oluyor.56/VÂKIA-83 Fe lev lâ izâ belegatil hulkûmehulkûme.O halde can boğaza gelmiş olsa değil mi ki siz öylece.56/VÂKIA-84 Ve entum hîne izin tenzurûntenzurûne.Ve siz, o anda ona öylece, bir yardım yapamayarak sadece Ve nahnu akrebu ileyhi minkum ve lâkin lâ tubsirûntubsirûne.Ve Biz, ona sizden daha yakınız fakat siz Fe lev lâ in kuntum gayre medînînmedînîne.Öyleyse eğer siz amellerinizin karşılığında ceza görecek kimseler değil Terciûnehâ in kuntum sâdikînsâdikîne.Eğer siz sadıklarsanız, onu geri Fe emmâ in kâne minel mukarrebînemukarrebîne.Fakat o eğer mukarrebin olanlardan Allah'a yakın olanlardan Fe revhun ve reyhânun ve cennetu naîmnaîmin.O taktirde, ferahlık, huzur, güzel kokulu bitkiler ve naim cenneti Ve emmâ in kâne min ashâbil yemînyemîni.Fakat yemin sahiplerinden ashabı yeminden yani hayat filmleri sağından verilenlerden Fe selâmun leke min ashâbil yemînyemîni.O zaman ashabı yeminden hayat filmleri sağından verilenlerden “sana selâm olsun” denir.56/VÂKIA-92 Ve emmâ in kâne minel mukezzibîned dâllîndâllîne.Ve fakat dalâlette olan ve yalanlayanlardan Fe nuzulun min hamîmhamîmin.O taktirde kaynar sudan bir ziyafet Ve tasliyetu cahîmcahîmin.Ve alevli ateşe atılma İnne hâzâ le huve hakkul yakînyakîni.Muhakkak ki bu anlatılanlar, elbette o verilen haberler, Hakk'ul yakîn'dir yakîn olan haktır, kesin olarak gerçektir.56/VÂKIA-96 Fe sebbih bismi rabbikel azîmazîmi.Artık Rabbini “Azîm” ismi ile tesbih et.
Vakıa suresinin Türkçe Meali Vâkıa sûresi Mekke’de nâzil olmuştur. Seksen bir ve seksen ikinci âyetlerinin Medine’de nâzil olduğu rivâyet edilmektedir. Rahman sûresi ile kuvvetli bir bağı vardır. Adını, birinci âyetteki vâkıa kelimesinden almıştır. Vâkıa; olay, savaş, çarpışma ve belâ demektir. Âyette ise, kıyâmet olayı, sayhası, hadisesi anlamındadır. Kıyâmet olayında çeşitli şiddetler meydana geleceği için, burada vâkıa diye anılmıştır. Resulullah Sallallahü Aleyhi ve Sellem buyurdu ki “Her kim her gece Vakıa Suresini okursa, ona asla fakirlik isabet etmez.” Kaynak Beyhaki, Şu’abül-İmân, 2/491; İbni Sünni, Sahih, 680 Yine Resulullah Sallallahü Aleyhi ve Sellem buyurdu ki “Vakıa Suresi, zenginlik suresidir. Onu okuyunuz ve o sureyi kadınlarınıza ve çocuklarınıza da öğretiniz.” buyurmuştur. Kaynak Fethu’l-Kadir, 5/146; Tıbyan Tefsiri, Vakı’a Suresi Konunun altında Vakıa suresi ile ilgili sitemizde yer alan diğer konulara ulaşabileceğiniz linkleri vereceğiz. Şimdi vakıa suresinin türkçe manasına geçelim. Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla. l. Kıyamet koptuğu zaman, 2. Ki onun oluşunu yalanlayacak hiçbir kimse yoktur; 3. O, alçaltıcı, yükselticidir. 4. Yer şiddetle sarsıldığı, 5. Dağlar parçalandığı, 6. Dağılıp toz duman haline geldiği, 7. Ve sizler de üç sınıf olduğunuz zaman, 8. Sağdakiler, ne mutlu o sağdakilere! 9. Soldakiler, ne bahtsızdırlar onlar! 10. Hayırda önde olanlar, ecirde de öndedirler. 11. İşte bunlar, Allah’a en yakın olanlardır, 12. Naîm cennetlerinde . 13. Onların çoğu önceki ümmetlerden, 14. Birazı da sonrakilerdendir. 15. Cevherlerle işlenmiş tahtlar üzerindedirler, 16. Onların üzerlerinde karşılıklı olarak oturup yaslanırlar. 17. Çevrelerinde, hizmet için ölümsüz gençler dolaşır; 18. Maîn çeşmesinden doldurulmuş testiler, ibrikler ve kadehlerle. 19. Bu şaraptan ne başları ağrıtılır, ne de akılları giderilir. 20. Onlara beğendikleri meyveler, 21. Canlarının çektiği kuş etleri, 22. İri gözlü hûriler, 23. Saklı inciler gibi. 24. Yaptıklarına karşılık olarak verilir. 25. Orada boş bir söz ve günaha sokan bir laf işitmezler. 26. Söylenen, yalnızca “selâm, selâm” dır. 27. Sağdakiler, ne mutlu o sağdakilere! 28. Düzgün kiraz ağacı, 29. Meyveleri salkım salkım dizili muz ağaçları, 30. Uzamış gölgeler, 31. Çağlayarak akan sular, 32. Sayısız meyveler içindedirler; 33. Tükenmeyen ve yasaklanmayan. 34. Ve kabartılmış döşekler üstündedirler. 35. Gerçekten biz hûrileri apayrı biçimde yeni yarattık. 36. Onları, bâkireler kıldık. 37. Eşlerine düşkün ve yaşıt. 38. Bütün bunlar sağdakiler içindir.. 39. Bunların birçoğu önceki ümmetlerdendir. 40. Birçoğu da sonrakilerdendir. 41. Soldakiler; ne yazık o soldakilere! 42. İçlerine işleyen bir ateş ve kaynar su içinde, 43. Kapkara dumandan bir gölge altındadırlar; 44. Serin ve hoş olmayan. 45. Çünkü onlar bundan önce varlık içinde sefahete dalmışlardı. 46. Büyük günahı işlemekte direnir dururlardı. 47. Ve diyorlardı ki Biz öldükten, toprak ve kemik yığını haline geldikten sonra, biz mi bir daha diriltileceğiz? 48. Önceki atalarımız da mı? 49. De ki Hem öncekiler hem de sonrakiler, 50. Belli bir günün belli vaktinde mutlaka toplanacaklardır! 51. Sonra siz ey sapıklar, yalancılar! 52. Elbette bir ağaçtan, zakkum ağacından yiyeceksiniz. 53. Karınlarınızı ondan dolduracaksınız. 54. Üstüne de kaynar sudan içeceksiniz. 55. Susamış develerin suya saldırışı gibi içeceksiniz. 56. İşte ceza gününde onlara sunulacak ziyafet budur! 57. Sizi biz yarattık. Tasdik etmeniz gerekmez mi? 58. Söyleyin öyleyse, rahimlere döktüğünüz meni nedir? 59. Onu siz mi yaratıyorsunuz yoksa yaratan biz miyiz? 60. Aranızda ölümü takdir eden biziz. Ve biz, önüne geçilebileceklerden değiliz. 61. Böylece sizin yerinize benzerlerinizi getirelim ve sizi bilmediğiniz bir âlemde tekrar var edelim diye ölümü takdir ettik. 62. Andolsun, ilk yaratılışı bildiniz. Düşünüp ibret almanız gerekmez mi? 63. Şimdi bana, ektiğinizi haber verin. 64. Onu siz mi bitiriyorsunuz, yoksa bitiren biz miyiz? 65. Dileseydik onu kuru bir çöp yapardık da şaşar kalırdınız. 66. “Doğrusu borç altına girdik. 67. Daha doğrusu, biz yoksul kaldık” derdiniz. 68. Ya içtiğiniz suya ne dersiniz? 69. Buluttan onu siz mi indirdiniz, yoksa indiren biz miyiz? 70. Dileseydik onu tuzlu yapardık. Şükretmeniz gerekmez mi? 71. Söyleyin şimdi bana, tutuşturmakta olduğunuz ateşi, 72. Onun ağacını siz mi yarattınız, yoksa yaratan biz miyiz? 73. Biz onu bir ibret ve çölden gelip geçenlerin istifadesi için yarattık. 74. Öyleyse ulu Rabbinin adını tesbih et. 75. Hayır! Yıldızların yerlerine yemin ederim ki, 76. Bilirseniz, gerçekten bu, büyük bir yemindir. 77. Şüphesiz bu, değerli bir Kur’an’dır, bir kitaptır. 79. Ona ancak temizlenenler dokunabilir. 80. O, âlemlerin Rabbinden indirilmiştir. 81. Şimdi siz, bu sözü mü küçümsüyorsunuz? 82. Allah’ın verdiği rızka karşı şükrü, onu yalanlamakla mı yerine getiriyorsunuz? 83. Hele can boğaza dayandığı zaman, 84. O vakit siz bakar durursunuz. 85. O anda biz ona sizden daha yakınız, ama göremezsiniz. 86. Madem ki ceza görmeyecekmişsiniz, 87. Onu canı geri çevirsenize, şayet iddianızda doğru iseniz! 88. Fakat ölen kişi Allah’a yakın olanlardan ise, 89. Ona rahatlık, güzel rızık ve Naîm cenneti vardır. 90. Eğer o sağdakilerden ise, 91. “Ey sağdaki! Sana selam olsun!” 92. Ama yalanlayıcı sapıklardan ise, 93. İşte ona da kaynar sudan bir ziyafet vardır! 94. Ve onun sonu cehenneme atılmaktır. 95. Şüphesiz ki bu, kesin gerçektir. 96. Öyleyse ulu Rabbinin adını tenzih ile an. Vakıa suresinin Türkçe Meali konumuzdan sonra Vakıa suresi ile ilgili diğer konularımıza aşağıdaki linklerden kolayca ulaşabilirsiniz. Vakıa Suresinin Türkçe okunuşu ve Arapça yazılışı Vakıa Suresinin fazileti ve sırları Vakıa Suresi Hakkında Bilgi Vakıa suresinin Türkçe Meali
vakıa suresi latince okunuşu ve türkçe meali